|
TERTEMİZ RENKLERİYLE
İZMİR
Tarihçe
Hikâye, günümüzden yaklaşık 8500 yıl önce bugünkü Bayraklı
yakınında bulunan Tepekule mevkiinde başlar. Smyrna/İzmir adının, Ana
Tanrıça Kaynağı/Gölcüğü veya en azından Ana Tanrıça/Kutsal Ana
anlamlarıyla ilgili olduğu düşünülmektedir.
Tarih sahnesinde Hititler, Aiollar, İonlar, Lidyalılar,
Persler, Büyük İskender, Seleikoslar, Bergama Krallığı, Romalılar,
Bizanslılar’ın rol aldığı bereketli topraklar, 1081 yılında Selçuklular
tarafından fethedilir .
1426 yılından itibaren Osmanlı Devleti
idaresine giren ve yaklaşık 500 yıl Osmanlı idaresinde kalan İzmir,
Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme devrinde çevresinin merkezi olma
özelliğini daima koruyarak Avrupalı ve Doğulu tüccarların buluşma noktası
hüviyeti ile ekonomik ve sosyal hayatın lokomotifi olur .
18. yüzyılda
pek çok Avrupalı tüccar İzmir’e yerleşir. Böylece İzmir, Batılı
devletlerle olan ticari hacmine paralel olarak büyük bir gelişim ve
dönüşüm içine girer,
Batı’nın en Doğu’su, Doğu’nun en Batısı unvanını kazanır.
1600’lü yıllardan itibaren ticaret
yapmak üzere Hollanda’dan, İngiltere’den,

Almanya’dan, İtalya’dan, Fransa’dan
gelerek İzmir’e yerleşen dinlerini koruyarak yerli halkla bütünleşen,
adına “Levanten” denilen kişiler,
İzmir’e
ülkelerindeki kültürü, yaşam tarzını, mimariyi, medeniyeti, okul, hastane
ve postane gibi hizmetleri de taşırlar.
Eski Buca'dan bir görüntü
Levanten aileler, İzmir’de
kültürün, sanatın, edebiyatın gelişmesine, Ege Bölgesi’nin ürünlerini dış
pazarlara çıkarılmasına ve İzmir’de denizciliğin, bankacılığın, ticaretin
gelişmesine, İzmir Ticaret Borsası ve İzmir Ticaret Odası’nın kuruluşuna
öncülük eder.

Dünya Savaşı'nın yitirilmesi, İzmir ve Ege için bir sonun
başlangıcı olur. 15 Mayıs 1919'da başta İzmir olmak üzere, tüm Ege
Bölgesi Yunan işgali altına girer ve bölgede yeni bir yapılanma başlar.

İzmir'in işgaliyle birlikte, Ege'de işgalci Yunanlılara karşı
Türk ulusal direniş hareketi başlar. İzmir'de Gazeteci Hasan Tahsin
tarafından atılan ilk kurşun Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başlangıcını
simgeler. 9 Eylül 1922'de Türk Ordusu'nun İzmir'e girmesi ile Yunan işgali
sona erer.
Ancak, İzmir 13 Eylül sabahı tarihinin en büyük felaketlerinden
birini yaşamaktan kurtulamaz. Basmane semtinde başlayan yangın, 2.600.000
metrekarelik bir alanda 20.000'den fazla ev ve işyerini yok eder.

İzmir, Türkiye’nin kuruluşunda ekonomi açısından önemli bir
sorumluluk üstlenir. Ekonomi politikalarını belirlemek amacıyla 17 Şubat
1923’te İzmir’de İktisat Kongresi düzenlenir. İktisat Kongresi'nin
İzmir'de toplanması bir rastlantı değildir. İşgalin tüm ağırlığını
hissetmiş, savaşın yıkımını yaşamış, iktisadi bakımdan çökmüş olan İzmir,
İktisat Kongresi ile iktisadi kurtuluşun, kozmopolit ekonomik yapıdan
ulusal ekonomik yapıya geçişin de simgesi olacaktır.
İklim
ve Kent kültürü
İlköğretim yıllarından başlayarak yazları sıcak ve kurak,
kışları ılık ve yağışlı şeklinde hafızalara yer eden Akdeniz iklimine
dahil olan İzmir’de asıl bilinmesi gereken, her mevsim görülen nemin hava
sıcaklığının yazın bunaltıcı, kışın dondurucu hissedilmesine yol
açmasıdır. Ancak yazın denizden esen, adına İzmir meltemi, namı diğer
"İmbat" adını verdiğimiz taze bir serinlik güneşin sıcaklığını
unutturuverir. Palmiye ağaçlarını gören hem İzmir ziyaretçilerinin hem de
İzmir’den kısa süreli ayrı kalanların ağızlarından ilk olarak “İzmir çok
başka bir yer” tümcesi dökülüverir.
İzmir, 3 milyonu aşan nüfusu ile Türkiye’nin 3. büyük
kentidir. Türkiye’nin belki de en batılısı, bu nedenle batıya açılan
kapısı olan Homeros’un kenti, bu iltifatı, hoşgörüyü kendi özgün soluğu
olarak benimsemesinden ötürü hak etmektedir. Hoşgörüye dayalı kültürün
özgünlüğü, İzmir’in tarihte Türk, Boşnak, Arnavut, Yahudi, Rum gibi çok
sayıda rengi aynı resimde uyumla buluşturması ile açıklanabilir. Her
bir kültür İzmir’e kendi rengini vermiş, böylece ortak bir yaşam
kültürüne ulaşılmıştır. İzmir’li, barışı ve kardeşçe yaşamayı
içselleştirerek hep kendi gibi olmayana saygı gösterir, bütün renklerle
bir arada yaşamaktan mutluluk duyar. İşte başka yerlerde pek olmayan bu
farklılık, aydınlık insanların özgürlüğün ve sevgi temelinde
bireyselliğin damgasını vurduğu bir kimlik taşımasına yol açar. Özgür bir
kimliğin şüphesiz en önemli sonucu, aidiyet duygusudur. İzmir,
uzaklaşınca sevgiliye duyulan hasret gibi özlettirir adamı. Hatta kente sonradan
gelenleri bile kendini bu kentten hisseder. Zira, İzmirli olmak için
İzmir’de doğmak gerekmez. Bu şehrin büyüsüne kapılmış, İzmir ruhunu
anlayabilen ve yaşayabilen herkes İzmirlidir zaten. Bu yüzden İzmir, bir
alışkanlık, bir tutkudur.

Hesapsız kahkaha atmasını bilecek
kadar mutludur İzmir insanı. Hatta Türkiye’nin en mutlusudur. Ne de olsa
deniz lekesi bir kez bulaşmıştır ya, ne yapsanız çıkartamazsınız artık
üzerinden. Ne
dırdır yapan fırsatçı ahali ne geçim
sıkıntısı ne de yalancı politikalar bir kenara salt denizi koklamak yeter
mutlu olmak için İzmir’de. İzmirli’nin sıcaklığı, konuşmasına
da yansır. İnsanlar "geliyom, gidiyom, gelcen, yapcan, etcen"
şeklinde yuvarlayarak şeker tadında konuşurlar. Dahası, başka bir yerde duyamayacağınız terminoloji hakimdir bu topraklarda. Ay çekirdeği yoktur,
çiğdem vardır; çamaşır suyu alınmaz, klorak alınır; sabahları “simitçiii”
sesi ile değil, “gevrekçiiii” sesi ile uyanılır.
Iliada ve Odysseusun yazarı
Homeros, Sezen Aksu, Haluk Bilginer, Necati
Cumalı, Atilla İlhan, Metin Oktay, Gönül Yazar, Yunanlı şarkıcı Haris
Alexiou İzmir’in iftihar ettiği isimlerden yalnız birkaçıdır.
İzmir Mutfağı
İzmir ve gastronomi deyince akla önce yaklaşık 2500 yıldır
kullanılan zeytinyağı, sonra da yoğun Girit etkisi görülen tadına doyum
olmayan değişik ot yemekleri gelir. Sarmaşık, ebegümeci, ısırgan, cibez,
stifno, turpotu, kenger, hindibağ, şevket-i bostan, gelincik, labada,
kuşotu, sinirotu, helvacık, radika, deniz börülcesi, kuşkonmaz, arapsaçı,
marata, tarlaçakısı, tarla çivisi, su teresi o ot yemeklerinin en
lezzetlilerindedir. Zeytinyağı ile adeta baştan yaratılan birbirinden
lezzetli bu ot yemekleri aslında balık sofrasının başlangıç hükümleri;
nefis İzmir midyesi ve kalamarı ise yazın barbun, kışın dil balığı, dört
mevsim çipuraya dair iştahı iyice açan yan yükümlerdir.
Balığa alternatif yok mu diyenlere Ege Bölgesi’nin yaklaşık
50 farklı yöresinin çoğu kendi isimleri ile anılan köftesinin olduğu
hatırlatılır. Bu durumdan İzmir de nasibini almıştır. Türkiye’nin hemen
her yerinde İzmir köftesinin tanınıyor olması, köftemizin başarısının
haklı tescilidir.
Aperatif arayanlar ve kaloriye önem vermeyenler için İzmir
kent merkezinde de bulabileceğiniz Urla’nın katmeri, nohut mayası
kullanılarak yapılan tombul sandviç Çeşme kumrusu, Türkiye’nin çeşitli
yerlerinde taklitlerinden sakınınız denecek kadar meşhur olmayı hak eder.
Yine, İzmir’in 30 km.
uzağındaki ilçe ile özdeşleşen, yumurta, domates, biber ve kaşarın
muazzam karışımı Menemen, bekarlık hayatının, bu arada öğrencilerin
pratik olması nedeniyle vazgeçilmez tercihlerinden birisidir. Akşamüstü
Kordon’da güneşin batışını izlerken çayımıza refakat eden ve Türkiye’nin
başka yerlerinde çoğunlukla yalnız ismi geçen boyozu da anmadan
geçmeyelim.
İçeceklerden özellikle Kemeraltı’nda bulabileceğiniz nefis
şerbetler yöreye özgüdür. Dünyanın en kaliteli üzümlerinin yetiştirildiği
yöremizde son dönemde yoğun olarak kaliteli şaraplar ve yaş üzüm rakısı
imâl edilmekte ve İzmir’den tüm Türkiye’ye pazarlanmaktadır.
Yemek sonrası tatlı olarak artık pek çok yerde hizmet veren
1938 yılında Kemeraltı’nda küçük bir dükkanda kurulan meşhur Özsüt
tatlıcısının kapısı çalınabilir. İncir tatlısının lezizliğini ayrıntılı
anlatmak yerine sadece denemeniz önerilir. Makina ile dökenler alınmasınlar, elle
yapılan yumuşacık İzmir lokması çok farklı ve lezzetlidir.
Ekonomik
Yapı
İzmir, Türkiye’nin
Sorunlarına Çözüm Konferansı’nın 2 yıl süren çalışmaları sonucunda 81 il
içinde en gelişmiş il unvanını kazanan, sanayisi, fuarı ve
ihracat limanı ile önemli bir kentimizdir. İzmir'de otomotiv, madeni
eşya, kimya, seramik, dokuma, çimento, sigara ve zeytinyağı gibi sanayi
kolları gelişmiştir. İnşaat malzemeleri imalatı ve inşaat yapımı
alanlarında Türkiye’nin en gelişmiş kentlerinden birisidir. 18 organize
sanayi bölgesi ve 2 serbest bölge, ticaretin yoğunlaştığı, ciddi
yatırımların yapıldığı platformlardır. İzmir’de, tersanecilik, lojistik,
bilişim, enerji, sağlık gibi sektörler yatırımcılar için potansiyel arz
etmektedir.
Sanayi
sektöründe dünya standartlarında üretilen mallar hem yurtiçine hem de
yurtdışına ihraç edilmektedir. İzmir’i ticaret hayatında karakterize eden
en önemli özelliklerinden birisi, ihracata elverişli liman kenti
olmasıdır. Ulaşım ağını genişletip ihracata uygun bir iklim yaratan İzmir
Limanı, Türkiye’nin en büyük konteyner ihracat limanıdır.
2006 yılında
75. kez kapılarını açan ve yalnız kentin değil, aynı zamanda Türkiye’nin
de anlamlı bir reklam aracı, en köklü, en tanınmış ve en kapsamlı fuarı
İzmir Enternasyonal Fuarı’na farklı sektörlerden yerli yabancı çok sayıda
firma katılmaktadır. 10 gün süren ve Ağustos ayının son haftası başlayan
İzmir Enternasyonal Fuarı, kentin tam ortasında Kültürpark olarak bilinen
büyük bir alanda kurulu, çoğu uluslararası nitelikli yaklaşık 40 fuardan
sadece bir tanesidir. Kültürpark, fuara yönelik stant binalarının
yanında, lunapark, spor tesisleri, paraşüt kulesi, açık hava tiyatrosu,
kültür sanat merkezini bünyesinde barındıran, yemyeşil çam ağaçlarıyla
bezenmiş büyük bir rekreasyon alanıdır.

İzmir
kıyılarında kuzeyde Dikili'den güneyde Selçuk'a kadar birçok koy ve plaj
turizmle tanışmış, yerli ve yabancı turistleri gerçek tatil keyfi ile
tanıştırmıştır. İzmir, tarih öncesinden günümüze ulaşan sayısız SİT
alanları ve diğer yerel kültürel özellikleriyle kültür turizmine, kutsal
yerleriyle inanç turizmine hizmet vermektedir.
Bütün bu
özellikler İzmir’i Ege Bölgesi’nin ticaret merkezi konumuna getirmiştir.
Çok sayıda uluslararası firmayı barındıran İzmir, gün geçtikçe cazibe
merkezi hâline gelerek İstanbul’a alternatif olma misyonunu üstlenmeye başlamıştır.
3 Mayıs
2006’da kentimiz “Daha Sağlıklı Bir Dünya için, Yeni Yollar ve Herkes
için Sağlık” sloganı ile EXPO 2015 ev sahipliği resmi adaylık
başvurusunda bulunan ilk kent olmuş, Milano ile birlikte finale
kalmıştır.
Tarihi Yerler
İzmir’in hem
kent merkezi hem de çevresi, tarihi yapıları itibariyle de oldukça
zengindir. Öyle ki, İncil'de
sözü edilen yedi kutsal kiliseden üçü İzmir ili sınırları içindedir.

1901 yılında
II. Abdülhamid'in tahta çıkışının 25. yılı için yaptırılan, fakültemizin
ambleminde de yer alan İzmir'in en bilinen sembollerinden biri sayılan Saat
Kulesi, güzelliği ve narinliği ile İzmir’e ilk kez gelenleri olduğu
kadar, önünden defalarca geçenleri de büyüler. Teras yükseldikçe incelen
sivri kemerleri, kubbecikleri, mukarnas işçiliği ve geometrik figürlerle
donatılmış olan dantel gibi işlenen taş işçiliği son derece zariftir.
Mithatpaşa'da
ünlü şarkıcı Dario Moreno'nun yaşadığı evin bulunduğu sokakta Nesim Levi
Bayraklıoğlu adlı bir Musevi tarafından, Mithatpaşa Caddesi ile tepedeki
Halilrıfatpaşa semtleri arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla inşa
edilen 58 metre
yüksekliğinde
Tarihi
Asansör Kulesi, bir yandan tarihi dokuyu hissedebileceğiniz diğer
yandan İzmir’e hâkim nefis manzarasının tadını çıkarabileceğiniz bir yerdir.
1876 yılında inşa edilen Pasaport İskelesi, kente dair hislerin en
yoğunlaştığı noktalardan birisidir. Tarihi özelliğinin yanında iskele ve
çevresinde Karşıyaka’ya ya da Göztepe’ye keyifli bir
yolculuk için vapuru bekleyen kimi işinden çıkmış kimi ders sonrası
arkadaşları ile buluşmadan dönen kimi de sırf anı ve İzmirliliği yaşamak
için öylesine sokağa çıkmış pırıl pırıl insanların içini dinginlik duygusu
kaplar.
1933 yılında Cumhuriyet meydanında inşa edilen ve büyük
önderimizin "Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" komutunu
taşıyan Atatürk anıtı, Atatürk'ü üniforma ile ve at üzerinde tüm heybeti
ile gösterir.

Millî kutlamalarda geçit törenlerinin de yapıldığı
Cumhuriyet Meydanı, ülkemizin yeniden özgürlüğe kavuştuğu ve yalnız İzmir’in
değil, tüm Türkiye’nin kaderini çizen dönüm noktalarından birisidir.
İzmir’e, kültürüne ve ticaretine
asıl rengini veren yer ise Kemeraltı’dır.
Daracık sokaklarında irili
ufaklı yüzlerce dükkanı bünyesinde barındıran İzmir’in kalbinde tarihi
dokuyu içinize çekebilirsiniz. Kapısından içeri ilk kez girecek birisi
için kaybolmama riski son derece düşük olsa da, her yeni sokağın diğerini
görme isteği yaratacağından emin olduğumuzdan, kaybolduğunuzu
hissetmeyeceğiniz garanti edilir. Her biri birbirinden güzel Hisar, Şadırvan, Kestanepazarı, Kemeraltı, Başdurak, Salepçioğlu camilerinin oluşturduğu
hilalin içinde İzmir havralarını görecek, kuşçular, nargileciler,
turşucular, tesbihçilerin arasından Kızlarağası’na ulaşacaksınız. Burada
fincanı ateşle doğrudan temas ederek pişirilen kahvenizi höpürdetecek,
çığırtkanların bağırışlarını duyarken gözlerinizi kapattığınızda
kendinizi Avrupai bir kentte Osmanlı döneminde hissedeceksiniz. Bu küçük
rüyadan uyandığınızda özellikle yaz günlerinde önünüzde buz gibi nefis
bir limonata bulacaksınız. Diğer yandan Kemeraltı, toplu alış veriş
mağazalarında büyük bir arabaya yarım saat içinde ihtiyaç malzemelerinin
doldurulması şeklindeki pratik ama yapay, keyifsiz alış veriş anlayışına
çoğu zaman İzmirli’nin bile hatırına gelmediği, doğal, dinamik ve
fiyatların öğrenci bütçesine de hitap ettiği önemli bir alternatiftir .
Selçuk
ilçesi sınırları içinde, Antik çağların en ünlü kentleri arasında yer
alan ve yüzlerce yıl önce olduğu gibi günümüzde de üst düzeyde sanatsal
etkinliklere ev sahipliği yapan Efes Antik kenti, dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis
Tapınağı bulunmaktadır.

Yine, Hıristiyanlık için
kutsal kabul edilen Bülbül Dağı’ndaki Meryem Ana’nın vefat ettiği yer
olduğu iddia edilen Meryem Ana Evi de Efes Antik Kenti yakınlarındadır.
Efes Antik Tiyatro'nun merdivenlerini çıkma yorgunluğunu, burada huzurlu
bir öğle yemeği ile atabilirsiniz. Günübirlik hafta sonu gezisi yapmak
isteyenler için Selçuk’un sıcak kent dokusu, Efes ve Meryem Ana Evi ideal
bir tur programı olarak önerilir. İzmir’de 4 yıl öğrenci olarak kalıp
Selçuk’a gitmeden mezun olmak büyük bir kayıp addolunur.
Parşömen
kâğıdının keşfedildiği Bergama’da önemli bir kısmı Berlin’de bulunan
Pergomon Antik Kenti görülmeye değerdir. 200.000 kitabıyla ünlü
kütüphane, Athena ve Trojan Mabetleri ile dünyanın en dik tiyatrosu ve
dünya sanat harikaları arasında bulunan Zeus Sunağı’nın temeli buradadır.
Dokuz Eylül
Anıtı, İzmir Atatürk Lisesi, İlk Kurşun Anıtı, Alsancak Garı, Millî
Kütüphane, Mithatpaşa Enstitüsü, Kızılçullu Su Kemerleri, Tepekule
Höyüğü, Dönertaş Sebili, Zübeyda Hanım Mezar Anıtı ve daha pek çokları
satırların yalnız adını anabilmemize yeten tarihi anıt ve yapılarındandır
İzmir’in.
Agora
Açıkhava Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Atatürk Müzesi, Cumhuriyet Eğitim
Müzesi, Etnografya Müzesi, İnönü Evi Müzesi, İzmir Resim ve Heykel
Müzesi, Tabiat Tarihi Müzesi müze meraklılarını tarihi bir gezintiye
davet etmektedir.
Sosyal Yaşam-Gezilip Görülebilecek Yerler
Öğrencileri eğitim aldığı kente bağlayan, o kentten
ayrılınsa dahi kendisini hep tatlı hatıralarla özlenilmesini,
üniversitesine hiç değilse geçirdiği öğrencilik hayatının hatırına sahip
çıkılmasını sağlayan en önemli faktörün sosyal yaşam olduğu yadsınamaz.
Çoğu ilk kez kendi ayaklarının üzerinde duracak gençlerin kendilerini ifade
etmek, başkalarına tanıtmak, kısaca değerli hissetmek için başkaları ile
etkileşime geçmek istemesi, bundan heyecan duyması son derece doğaldır.
Etkileşim de ancak renkli bir sosyal hayatın bulunduğu bir kentte
olanaklıdır. Diğer bir açıdan da, fakülte dışında keyif alınarak
geçirilen vakit üniversiteyi, dersleri anlamlı kılar, en önemlisi
motivasyonu artırır.

İzmir, üniversite öğrencisine alternatiflerle dolu, zengin
bir sosyal yaşam sunmaktadır. Sosyal yaşamadaki çok seslilik, sağlam bir gelecek
oluşturmak için varlığı olmaz ise olmaz olan bireysel gelişime de önemli
katkıda bulunmaktadır. Üniversite öğrencisinin fakülte dışında vakit
geçirebileceği alternatiflere şehir turu edasıyla dokunalım şimdi.
Kentin İzmirli olmayanların kulağına bir vesileyle çalınan
belki de en kıpır kıpır ve gençlere hitap eden yeri Alsancak’tır.
Liman'dan Konak’a kadar denize paralel uzanan uzun caddelerde birbirinden
güzel kafeler, restaurantlar ve eğlence yerleri günün 24 saati
ziyaretçilerini bekler.
İzmir’i İzmir yapan, ona rengini veren bu
uzun caddelerin ilki Kordon’dur. Haftaiçi de dahil olmak İzmir’in eğlence
merkezi konumundaki Kordon’da, Pasaport İskelesi’nden limana kadar deniz
kenarından keyifli bir yürüyüş yapabilir, yorulduğunuzda kendinizi
çimlere atabilir; kışın üşüdüğünüzde eskimeyen bir tada, Ömerağa salebine
sığınabilirsiniz. Burada oturup kızıllığın mavi ile buluştuğu güneşin
batışını izlemek bir ayrıcalıktır. Gurubu izlerken fotoğraf makineniniz
yanınızda değilse bilin ki üzüleceksiniz.

Her biri Kordon’a açılır pencere gibi daracık sokaklar sizi
Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ne çıkarır. Bu dar sokaklar içinde Gazi Kadınlar
Sokağı, herkesin ezberinde en revaçta olanıdır. Bir zamanlar Rumların
yaşadığı ve aslına uygun restore edilmiş iki katlı cumbalı evlerin
şimdiki ev sahipleri, çoğu öğrenci bütçesini dikkate alan küçük kafe
ve restaurantlardır.
Rocktan fasıla uzanan geniş yelpazede canlı
müzik performansları, geceye eşlik edenlerin saatlerini durdurur, geceyi
güne katıverir. Trafiğe kapalı Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde çoğu İzmir’in
aydınlık gençlerinin oluşturduğu canlı kalabalık, yolda kâh keman kâh
gitar çalanların ritimleri ile Liman’dan Sevinç Pastanesi’ne doğru akar.
İlk randevusu için bekleyen gençlerin telaşlı yüz ifadelerine
rastlayacağınız Sevinç Pastanesi (Sevincin önü), bilinmesi gereken önemli
buluşma noktalarından birisidir. Gazi İlköğretim Okulu’na paralel
yürüdüğümüzde yolun karşı tarafında İzmir’in en şık mağaza ve kafelerinin
bulunduğu Gül Sokak’a ulaşırız.
Bir -U- harfini andıran körfezin diğer yakası, tarihte ve
günümüzde İzmir’in en seçkin yerleşim alanlarından birisi olan
Karşıyaka’yı üzmemek için artık vapura binme zamanıdır.
Pasaport,
Konak ya da Alsancak vapur iskeleleri emrinize amadedir. Vapurda, 365
günün neredeyse tamamında dışarıya oturabilirsiniz. Geriye kalan günlerde
de size dünyanın en şanslı yerlerinden birisinde olduğunuz hissini veren
manzarayı, martıları kaçırmamak için üşümek pahasına yine de dışarı
oturabilirsiniz. Korkmayın, tavşan kanı bir çay içinizi ısıtacaktır.

Vapurdan iner inmez günün her saati hareketli Karşıyaka
çarşısının tren istasyonuna kadar uzanıp gittiğini göreceksiniz. Bostanlı’ya uzanmak için İzmir’in eski Türk filmlerinden beri sembollerden
biri olan nostaljik faytona binmelisiniz. Atlar sizi ağır ağır çekerken
bulunduğunuz yerin Türk
Edebiyatına Attila İlhan, Salah Birsel ve Tarık
Dursun K. gibi birçok ünlü yazarı armağan ettiğini düşünün. Karşıyaka
Evlendirme Dairesi’ni geçtikten sonra Karşıyaka Spor Kulübü’nün karşısında
sol tarafınızda denize açılmış yelkenliler sizi selamlayacaktır. Burada
her yıl yelken yarışları yapılmaktadır. Palmiyelerle örülü Cengiz Topel
Caddesi’ne geldiğinizde faytondan inip yine gençlerin uğrak yeri güzel
kafelerin birinde kendinizi ödüllendirip bir şeyler yiyin. Yemekten sonra
Bostanlı İskelesi’nden Mavişehir’e kadar denizi takip eden 2 kilometrelik
rekreasyon alanı karşınıza çıkınca eminiz etkilenecek, burada insana
değer verildiğini fark edeceksiniz. Tenis ve basketbol oynayanlar, kum
pistte peşinde köpeği ile koşanlar, grup halinde bir öğretmen eşliğinde
jimnastik yapanlar, denizi karşısına alıp banklarda kitabını okuyanlar,
güvenle bisiklet binenler, üzerine basmaktan çekinilmeyen çimlerde
yuvarlanan çocuklar, yaşamak nedir sorusunun yanıtını vermektedirler
aslında. Hiç durmadan mutlu insanların kervanına katılabileceğiniz gibi,
bütün bu cümbüşü Yasemin ya da Barınak Kafe’de oturarak da uzaktan
hayranlıkla izleyebilirsiniz.
Bornova’ya yolu düşenler üniversite öğrencilerinin uğrak
yeri boydan boya kafelerle örülü büyük parka uğramayı ihmal etmesinler.
Dağa yaslanmış merdiven gibi İzmir’in her yerinden
görülebilen Teleferik, kendin pişir kendin ye, çay bahçesi, market, kafe
ve bar alanları ile hoşça vakit geçirilecek bir dinlenme alanıdır. Küçük
kabinler içinde kısa yolculuk sırasında İzmir’in güzel manzarasını geniş
bir açıdan görebilirsiniz.
Güne zinde başlamak, temiz deniz havasında bal kaymaklı,
nefis İzmir tulum peyniri ile hazırlanan sahanda yumurtalı kahvaltı
yapmak ya da akşam denizin gastronomiye dair tüm nimetlerinden ehven
fiyata yararlanmak istiyorsanız yolunuz Güzelbahçe’ye ve Urla’ya
düşecektir. Urla İskele’de hissedeceğiniz huzur tüm dertlerinize derman
olacaktır.
Bozdağ, İzmir’e kar yağmadığını iddia edenleri haksız
çıkarır. Dağ ve kış sporları turizminin geliştiği yöre, bir gece kalmalık
keyifli haftasonu dinlencesidir.
Yassıcıada, karpuz kabuğunun denize düşmesinden sonra
Karşıyaka ve Konak’tan kalkan vapurlarla ulaşabileceğiniz, günübirlik
deniz keyif yaşayabileceğiniz bir yerdir.
200 ayrı türden her yıl ortalama 50.000 kuşun selam verdiği
Kuş Cenneti, yürüyüş alanları, piknik sahası, sandalla gezinti
yapılabilecek suni göl alanı ile İnciraltı Gençlik Merkezi, 30 bin metre
karelik alana yayılan, yaz aylarında dinlenme ve mesire yeri olarak
kullanılan ve doğa ve yürüyüşü sevenler için ideal bir yer olan Buca
Gölet, İzmir-Manisa karayolunun 20'nci kilometresindeki bir kızılçam
ormanı içindeki Çiçekli Köy, İzmir’in saymakla bitmeyecek diğer
güzelliklerindendir.
Bostanlı’da Mavişehir Ege Park, Carrefour ve Kipa;
Bornova’da Bornova Park; Pasaport’ta Orkide, Balçova’da Agora, Palmiye ve
Kipa şık sinema salonları, restaurant, kafe ve kitapçıların bulunduğu
kapalı alış veriş mağazaları olup bu büyük komplekslerin bulunduğu
semtlere gitmek için güzel bir vesile yaratır. Toplu alış veriş mağazası
kategorisine dahil olsa da, İzmir’in güzelliğine güzellik katan iki
merkeze daha yakından bakmalıyız.
Ege Bölgesi’nin ilk açık hava alışveriş merkezi olan Forum
Bornova, yerli ve yabancı birçok markanın, yedi salonlu AFM
sinemalarının, kafe ve restaurantlar ile eğlence alanlarının yer aldığı
İzmir’in yeni yaşam merkezidir. Palmiye ağaçları, ahşap pergole ve
tentenler ile Ege mimarisinin özgünlüğünü yansıtan iki bulvar, meydanlar
ve dört ayrı sokakta bir Ege kasabasında dolaşıyorsunuz hissine kapılır,
sıra dışı bir alışverişin keyfini çıkarırsınız.

Konak Pier, 1856-60 yıllarında inşa edilen ve tüm mimari
özellikleri korunarak restore edilen Fransız Gümrüğü Binası’nın, daha sonra da Balık Hali’nin yerini alarak alışveriş, kültür ve aktivite merkezi olarak
İzmir’lilerin hizmetine sunulmuştur. İçinde aynalı kurnalardan sular
akan, kurna başlarında, gümüş taslar, sabunlar, takunyalar yer alan 18.
Yüzyıl Cağaloğlu Hamamı'nın bir replikası şeklinde dizayn edilen bir
mağazanın da bulunduğu bu ayrıcalıklı yer, İzmir’in deniz kenarındaki en
güzel konumlarından birine sahiptir.

Sayfiye
Mayıs ayından eylülde okullar açılana kadar İzmir’lilerin
hayatlarını haftasonuna doğru Kuşadası, Çeşme, Mordoğan, Gümüldür,
Karaburun, Çandarlı, Foça gibi kent merkezinden en fazla bir buçuk saat
çeken ve İzmir
merkez garajdan ve Üçkuyular garajından günün her saatinde araç temin
etme imkânı bulunan sayfiye beldelerine gitme –halk diliyle
yazlığa kaçma- heyecanı renklendirir. Cuma sabahından itibaren
kumsal-mangal-misafir ağırlama üçgeninde yoğunlaşan haftasonu adrenalini,
akşamüstü güneş batarken deniz banyosunu yakalayabilme gayretinden olacak
bir an evvel toparlanma telaşı ile yükselir. Şehirde seferberlik ilân
edilmişçesine yollarda uzun kuyruklar oluşturarak yahut otobüsleri tıka
basa doldurarak insanlar tatil beldelerine akın etmeye başlarlar. Cuma
akşamüstü başlayıp pazartesi erken saatte kente dönüşle sona eren iki
buçuk günlük kısa gibi görünen ve insanların ruhunu dinlendiren bu tatil
gerçekte İzmirli’nin bir ayda 10 gün; bir yaz 30 gün tatil yapma lüksüne
sahip olduğunu gözler önüne serer.
Girintili çıkıntılı coğrafyanın nefis koylar bahşettiği, daha
açık söyleyişle 629 kilometre uzunluğundaki
kıyıların 101 kilometresi doğal plaj özelliğine sahip
İzmir
çevresinde, görenlere bol oksijenli mis gibi havanın “emekliliğimizi
burada geçirelim” li tümceler sarfettirdiği doğa harikası beldeler
bulunur. Hepsini anlatmaya satırların yetmeyeceği gerçeği karşısında
Çeşme ve Foça, diğerlerine dolaylı temsilci atanarak ballandırılabilir.
Yunanistan’ın
Sakız adasına 45 dakika kadar yaklaşılacak kadar Türkiye’nin batısındaki
Çeşme, masmavi denizi, plajları ve termal merkezleriyle kendini ancak son
birkaç yıla kadar saklayabilmiş, İzmirlinin münhasırlık anlaşması
İstanbul turizmi yararına tek taraflı olarak feshedilmiştir. Bu durum
bile Çeşme’ye olan tutkulu aşkın her yıl alevlenmesine yetmemektedir.
Çeşme plajlarının ve özellikle Ilıca plajının en önemli özelliklerinden
birisi, kıyıdan denize doğru yaklaşık yüz metrelik bir şeridin insan
boyunu geçmeyecek derinlikte olmasıdır. Ayrıca, Ilıca, gelişmiş bir
termal merkezidir. Denizin içinde dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen
ılıca kaynakları bulunur. Yalnızca Ilıca Koyu’nda 250’nin üzerinde sıcak
su kaynağı belirlenmiştir. Ilıca’dan Çeşme’nin diğer bir beldesi olan
Alaçatı’ya yelken açılır.

Yelken diyorum, çünkü Alaçatı, adını
uluslararası sörf ve yelken yarışları ile duyurmuştur. Motorun değil
denizin sesinin sizi sakinleştirmesini istiyorsanız denemekte fayda var.
Eskilerde köy meydanından ibaret, şimdilerde restore edilen tarihi taş
evlerin birbiri adına boncuk gibi dizildiği ve bir Alman profesörün
“sanatçılar sokağı” adını verdiği ana caddede, el emeği göz nurunu
sergileyen kermeslere, mantıcıdan, butik otele, vur patlasın çal oynasın
müzikten, mavi önlüklü çaycının servis yaptığı klasik çay bahçesine,
sokaklarda gitar çalan delikanlılara kadar farklı tatlar alınır. Akşam
yemeği için tatlı Çeşme rüzgarı bizi Dalyan’a sürükler. Sakin denize
demirlemiş balıkçı kayıklarının yamacına atılmış sayısız masada yenice
tutulmuş taze balığa sıcak insanların sıcacık sohbeti eşlik eder. “Çok
yedik bir yürüyüş yapalım” diyenler soluğu Çeşme merkezde alır, yöresel
ifadeyle kasabaya iner. Upuzun çarşıda hediyelik eşya mağazalarına
bakınarak elde Tarihi Rumeli Dondurmacısı’ndan alınan sakızlı dondurma
ile tıngır mıngır yürüyüşten sonra limana ulaşılır. Artık arabaların
ışıklarına kadar net bir görüntü ile Sakız Adası karşınızdadır. Saatler
24’ü gösterdiğinde gençler büyüklerin çoğu kez olurunu almadan,
kendilerine yalnız bildirimde bulunarak isimleri birbirinden havalı
eğlence mekanlarının yolunu tutarlar. Açık hava diskolarda eğlenen onlarca
insan uyuması gerektiğini unutarak sabaha karşı kumru –özellikle yengen-
yemek için dakikalarca bekleme pahasına Ilıca’ya, Çeşme’ye yönelir. Artık
son durak günün ağarmasını izlemektir. Pazar günü olağanüstü güzellikler
sunan, en güzelleri Pırlanta, Çiftlik, Çatalazmak, Küçükliman,
Paşalimanı, Şifne, Germiyan Yalısı, Sakızlı, Aya Yorgi ve Ilıca olan
yirmiye yakın plajdan dilediğinizi seçebilirsiniz. Malum, deniz
acıktırır. Akşamüstü yarımadanın ilk antik yerleşim yeri olan Ildırı’da
(Erythrai) lokma yenebilir.
İsmini Fok balığından alan Foça ilçesi, yüzlerce yıl önce
fok balığı avlamak üzere yöreye yerleşen antik kavimler tarafından
kurulan bir yerleşimdir. Çeşme’nin renkli ve hızlı yaşamının aksine
burası yazın çok daha sakin ve huzurludur. Eski Foça’da büyük deniz ve
küçük deniz koylarının kıyılarına demirlemiş irili ufaklı balıkçı
teknelerini izleyerek sahil boyunca güzel bir yürüyüş yapabilir,
nihayetinde yine sahil boyunda bulunan balık restoranlarında veya
kafelerde dinlenebilirsiniz. Güneş batı ufkunu boydan boya kaplayan
Karaburun Yarımadası’nın ardına geçerken, tadına doyulmaz bir manzarayı
da Foça’daki şanslı insanların gözleri önüne serer. İşte o anlarda,
doğanın bu cömertliği karşısında insan zihnindeki her türlü düşünceden
sıyrılarak yalnızca O’nun seyrine dalar.
Eski Foça ile beldesi Yeni Foça arasında sahili takip ederek
kıvrıla kıvrıla giden yaklaşık 30 km. uzunluğundaki yol, belki de Ege
yöresindeki en güzel manzaralara sahip olan sahil yollarından birisidir.
Bu yolda seyahat ederken, sürücülük işini bir başkasına devretmeniz
önemle tavsiye olunur. Her virajı döndüğünüzde, önünüzde çam ağaçları
arasında eşsiz bir koy görüntüsü çıkar ve irili ufaklı adaların eşlik
ettiği bu manzaradan gözünüzü alamazsınız. Yol boyuca birçok yerde bulunan
park yerlerinde durarak, karşı kıyıda hayal meyal görünen Midilli Adası,
Çandarlı, Dikili yöreleri ile bütünleşen bu muhteşem görüntüyü,
gökyüzündeki martıları, denizdeki yelkenlileri doya doya
izleyebilirsiniz.
Yolun sonunda şirin bir sahil beldesi karşılar sizi: Yeni
Foça. Yeni Foça huzurun yeryüzündeki yansımasıdır. Çanak şeklindeki bir
koyun etrafına kurulu bu beldede insanı kendine çeken bir tılsım vardır.
Buz gibi, temiz ve berrak denizi, yeşile bürünmüş tepeleri ve kıyıda
ağlarını onaran balıkçıları ile Yeni Foça, Ege’nin bir özeti gibidir.
Kültür-Sanat
İzmir’de on dokuz sinema salonu, 50. gurur yılını kutlayan
İzmir Devlet Tiyatrosu’nun Konak, Karşıyaka ve Bornova’da 3 sahnesi,
Devlet Opera ve Balesi’nin Konak’ta –tarihi Elhamra Salonu- bir; Devlet
Senfoni Orkestrası’nın yine Konak’ta bir sahnesi vardır. Hâl böyle olunca
kentin kültürel ve sanatsal çetelesi hepsine yetişmeyeceğinizden sizi
seçim yapmaya zorlayacak kadar kabarıktır.
Kentin kültür ve sanat merkezi hâline gelen İzmir Sanat, yıl
boyunca söyleşi, seminer, tiyatro ve film gösterileri, konserler ve
sergilere ev sahipliği yapmaktadır.
İzmir Kültür ve Sanat Eğitim Vakfı’nca (İKSEV) organize
edilen ve bugüne kadar Ray Charles, Tanita Tikaram, Leningrad Philarmony
Orchestra, Christ De Burg, Sting, Moscow State Philarmony Orchestra,
Chick Corea, New York City Ballet, Brayn Adams, James Brown gibi
sanatında marka olmuş, ünü dünyayı tutmuş isimlerin onurlandırdığı ve yaz
mevsiminin neredeyse tamamına yayılan Uluslararası İzmir Festivali kentin
en önemli kültür-sanat aktivitelerinden birisidir.
Alternatif müzik arayışında olanlar, yaratıcı doğaçlama
(emprevizasyon) tekniklerinin sergilendiği İKSEV’in İzmir Avrupa Caz
Festivali, İzmir Flarmoni Derneği’nin Uluslararası JTI Caz Festivali ve
Efes Pilsen Blues Festivali için biletlerini günler öncesinden almalıdır.
Öykü Günleri, Uluslararası Film Festivali, Kısa Film
Festivali, İzmir Fuarı Uluslararası Halk Dansları Festivali, İzmir
Tiyatro Günleri her yıl izleyicisi ile buluşan kültür sanat şenlikleri
arasında yer alır.
Resimle ilgilenenler birbirinden değerli güzel sanatlar
atölyelerinin; dans öğrenmek ya da kendini geliştirmek isteyenler dans
okullarının yolunu tutabilirler. Çok sayıda fotoğraf, resim, desen, el
işi, ve heykel sergileri sanatseverleri sanatçı ile buluşturur.
Üniversitemiz de İzmir’in kültür ve sanatına önemli
katkılarda bulunmaktadır. Dokuz Eylül Sürekli Eğitim Merkezi’nde (DESEM)
kaliteli filmleri mütevazi fiyatlarla izleyebilirsiniz. Üniversitemizin
Senfoni Orkestrası, İzmir Sanat ile işbirliği içinde verdiği konserlerde
hem öğrencilere hem de akademisyenlere haklı gurur yaşatmaktadır. Yine,
kültür merkezimiz Sabancı Kültür Sarayı’na özel tiyatrolar konuk olmakta,
Türkiye’ye mal olmuş müzisyenler konserler vermektedir.
Sosyal
Topluluklar
Üniversite öğrencileri, mesleki bilgi ile donatılırken grup
içinde sorumluluk üstlenme, inisiyatif kullanma, takım çalışmasına
yatkınlık, liderlik, topluluk önünde etkili konuşma gibi hukukçunun
taşıması gereken özellikleri sosyal topluluklarda geliştirebilir.
Topluluk aktiviteleri sayesinde bir gruba ait olma duygusunu yaşayabilir,
kalıcı dostluklar kurabilirsiniz. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Ege
Çağdaş Eğitim Vakfı, Ege Fotoğraf Kulübü, Ege Orman Vakfı, Atatürkçü
Düşünce Derneği, Eğitim Gönüllüleri Vakfı, Tema, Leo ve Rotaract Kulüpleri, tüm Türkiye’de olduğu gibi İzmir’de de etkin bir şekilde
faaliyet gösteren, kapısını çalabileceğiniz topluluklar arasında yer
almaktadır.
Spor
Her şeyden önce, iklimin yumuşaklığı
10 ay boyunca deniz ve doğa sporlarının yapılmasına olanak tanır. İzmir’in
spor kariyeri hem organizasyonlar hem de sportif başarılar bakımından
parlaktır. 1971 yılında Akdeniz Oyunları'na ev sahipliği ilk kez
yurtdışına seslenilmesinden sonra, dünyanın ikinci büyük spor
organizasyonu Uluslararası Üniversite Oyunları (Universiade) 7 - 22
Ağustos 2005 tarihleri arasında büyük bir başarıyla İzmir’de
gerçekleştirilmiştir. Universiade hazırlıkları çerçevesinde mevcut
tesisler modernize edilmiş, yeni spor kompleksleri inşa edilmiştir.
İzmir’i bu bakımdan tesis zengini olarak kabul etmek abartılı
olmayacaktır. Gerçekten, Universiade sonrasında uluslararası
organizasyonlar birbirini takip etmiş, 2 - 7 Eylül 2005'te Avrupa
Bayanlar Basketbol Şampiyonası eleme müsabakaları, 4 - 9 Temmuz 2006'da
Avrupa Eskrim Şampiyonası, 14 - 23 Temmuz 2006'da 20 yaş altı Avrupa
Erkekler Basketbol Şampiyonası İzmir'de yapılmıştır. Uluslararası Grand
Prix yarışları Türkiye’nin en uzun pisti olan Pınarbaşı’nda düzenlenmektedir.
Altay, Altınordu, Bucaspor, Göztepe, İzmirspor ve Karşıyaka,
mazileri bir asra yaklaşan İzmir’in güzide spor kulüpleridir. 35 ½
Karşıyaka ile tam 35 Göztepe seyircileri arasındaki hararetli, bir o
kadar da yaratıcı rekabeti, 35 rakamı anlatmaya yeter sanırız. Pek çok
kentte yalnız futbol maçlarına büyük ilgi gösterilirken İzmir’de
basketbol, voleybol gibi diğer branşlarda da maçlar dolu tribünlere
oynanmaktadır.
Yabancı
Dil Öğrenimi
Hukuk fakültelerinin, buna bağlı olarak hukukçu sayısının
her geçen gün artmasıyla meslektaşlarımız arasındaki rekabet giderek
yoğunlaşmaktadır. Mezuniyet sonrasında iyi bir gelecek kurmanın, bunun
ötesinde farklı kültürleri tanıyarak bireyin kendini geliştirmesinin
anahtarı en azından bir yabancı dile akıcı konuşabilecek kadar hâkim
olmaktır. İzmir, bu açıdan üniversite öğrencisine farklı alternatifler
sunmaktadır. Çok sayıda özel kursların yanında İngilizce için
Türk-Amerikan Derneği ve The British Council; Almanca için Alman Kültür
Merkezi; Fransızca için Fransız Kültür Merkezi ve İtalyanca için
Türk-İtalyan Dostluk ve Kültür Derneği’nde her seviyede yabancı dil
kursları düzenlemektedir.
İzmir capcanlı yaşanılası bir yerdir. Ne güzel de
özetliyor Victor Hugo "La
Captive" isimli şiirinde İzmir’i:
"İzmir, bir prensestir çok güzel
küçük şapkasıyla.
Mutlu ilkbaharlar durmaksızın
onun çağrısına yanıt verir.
Nasıl vazo içindeki çiçekler gülümserse,
O da denizler arasından
ışıldar... “
Uzun
sözün kısası;
İzmir,
gülümsemeye devam ediyor.
İzmir sizi
keşfetmeye çağırıyor.
Güzel
İzmir, en güzel yüzüyle sizi selamlıyor.

|