Ahmet Günbay Yıldız
 Leyla
 Düşer
 Sultanımdan bir haber
 Gel dosta gidelim
 Leyla'sı için
 Dönmüş
 Sitem
 Çağırsam
 Bir bakış
 Gülmez olsaydım
 Kovanı dağıttın
 Sabah olur
 Bahçemde hazan
 Artık
 Ve yar
 Boşa çevirdin
 Dost bildiklerim
 Gül gibi
 Kül olur gider
 Gel
 Kalemi böyle yıktılar
 Seni
 Övündükçe
 Anlamaz oldu
 Yeter
 Bulsun
 Yavrucağım
 Niçin
 Haline bak şairin
 Kızıma
 Karalar
 Müşterek
Leylâ

Öter, güle karşı bakıp bülbüller;
Vardır, her yaralı yürekte gurur...
Pençesin, en zayıf dalıma takmış,
Şu gamlı ağacı, sallar da durur...
Öter, güle karşı bakıp bülbüller

Bakma, anlam dolu gözlerle öyle,
Daha dinlemedin, benden öyküler...
Sakın, hiç sır verme, müstear söyle,
Bahçemde hazana uğrar hep güller...
Bakma, anlam dolu gözlerle öyle...

"Leylâ, Leylâ" diye, yoluna girmiş,
El yordamı ile yürür de durur...
Kendisine, Kur'an'ı rehber edinmiş,
Kör, topal, peşinden yürür de durur...
"Leylâ, Leylâ" diye yoluna girmiş...

Esrarlı gözlerin, ufkumda tutma,
Gönlümde izleri kalıyor gibi...
Ben, sevda tanımam Leylâ'dan başka,
Beni benden çekip alıyor gibi...
Esrarlı gözlerin, ufkumda tutma...

Yalan yanlış vurma, gönül telime,
Gittiğim yolları, başa çevirme...
Uğraşma, nafile, başka bestem yok...
Şaşıp da yeniden başlasam aşka,
Ben sevda tanımam Leylâ'dan başka

Başa Dön


Gel dost'a gidelim

Yine bu can, hasta gönül
Derdi pek çok, yasta gönül...
İsyan etme, sus da gönül,
Gel, Dost'a gidelim gönül...

Tefekkür et, bana acı
Dünya güzel, sonuç acı
Olurum senden davacı
Gel, Dost'a gidelim gönül...

Olma dünyada serseri,
Yaratan var âlemleri...
Küser Cihan'ın Serveri,
Gel, Dost'a gidelim gönül...

Olma nefisinin neferi,
Oku, dünyada Rehber'i,
Sana vaad etti Kevser'i,
Gel, Dost'a gidelim gönül...

Can, hasret kalır Cânân'a,
Haram helal tanısana...
Kapan, vecd ile Rahman'a,
Gel Dost'a gidelim gönül...

Başa Dön


Dönmüş

Karalar giymişsin, yasta mı başın?
Sevdalın mı öldü, yoksa kardeşin!?
Derdini dökmeye, yok mu sırdaşın?
Gözlerinden akan, ummana dönmüş...

Ahın depreştirmiş, cevri, belayı,
Bakışların deler, en sert kayayı.
Mecnun, çöllerde aramış, Leylâ'yı,
Sonunda iklimler, gülşene dönmüş.

Başa Dön


Çağırsam

Ben, eli koynunda ağlayan çocuk,
Ben, sokakta kalmış bir çaresizim...
Ben, kirpiklerden düşen gözyaşıyım ey!
Bütün acıların mıknatısıyım...
Çağırsam, sesimi duyar mısınız?
Ahlâk sütunları çöküyor bir bir,
Ey kuduran şehvet, sarhoş düşünce,
Ben, gülen yüzlerin son kahkahasıyım ey!..
Gazap bulutları kuşatmış ufukları,
Maneviyat bahçelerinde hazan...
Son ikaz sireniyim yeryüzünün,
Uyanın, uyanın, yangın vaaar!
Mahmur gözlerinizi açar mısınız?
Çağırsam, sesimi duyar mısınız?
Bir eylem başlattı suskun yüreğim,
Ey Dünya'yı kâbus gibi kuşatan vahşet!
Şiirsel bir duygu değil bu, şikâyet...

Başa Dön


Gülmez olsaydım

Zehir ettin, tat aldığım aşımı,
Sevdaya düşürdün garip başımı,
Kimseye göstermem gözyaşlarımı,
Kaderimsin, günahımsın, ahımsın.

Dert, sineme sığmaz olup taşarken,
Çileler yumağı, beni aşarken,
Aşka, muhabbete, küskün yaşarken,
Keşke, hiç karşıma çıkmaz olsaydın.

Çözemedim seni, sırların açmaz.
Doluya tutulan, yağmurdan kaçmaz,
Yanlışı görür de, aklından şaşmaz,
Başımı dertlere, salmaz olsaydın.

Renklerde çelişki, kabuller ayrı,
Yaşatmadın bana, yazı-baharı.
Bırak şu yakamı, azat et gayrı,
Bir bakışa kanıp, gelmez olsaydın.

Başa Dön


Bahçemde hazan

Bulutlar kuşattı yine gökleri,
Çileye arzunun, manası başka...
Neden bilmem efkâr bastı her yeri
Diyorum, yeniden başlasam aşka...

Râyihası, hayat iksiri olan,
Nerde kaldı, arzularım, umudum?
El değmedik bahçelerimde hazan,
Uğrunda, çılgın hayaller kurduğum...

Bir yıkılış şahikası, beynimde,
Köhnemiş bir kale gibi sarıldım...
Ah, neden zamansız bozuldu bağlar ?
Gönülden, tâ gönülden, bel bağladığım...

Başa Dön


Ve yâr

Gurbete, uzanan, yollar gibisin,
Bencil, vefasız, hoyrat.
Ben, hasretin yürek yarasını yaşadım,
O kadar, acımasız olma.
Çekemeyeceğim derde düşürdün beni...
Gözlerime baksan, dindireceksin.
Bir talihsiz garibim işte,
Ana hasreti, sıla hasreti.
Ve yâr!
Yâr, gönlümde öyle derin yara var.
Yaban gülleri katmer katmer açar,
Bizim illerde,
Tıpkı, gözlerin gibi...
Oranın insanları merhametli,
Bakışları ılık...
Gitsem, sen varsın buralarda...
Sen!..
Tanıyıp bilmediğim hislerinle,
Acemi duygularımı çaldın.
Gitsem!..
Gidemem ki...
Orada sıla,
Burada sen...
En iyisi,
Taş basarım kalbime,
Mecnun gibi,
Arayınca,
Gerçek Leylâ'yı bulurum, ya sen?
Böylesine emsalsiz,
Böylesine şefkat dolu sığınağı,
Hiç düşündün mü?
Ana şefkati zerre, o ummanda
Yâr sevdası ne ki?!

Başa Dön


Kül olur gider

Cânân, harap ettin gönül sarayım,
Geçici güzele, ne yalvarayım.
Aşkınla çölleşmiş, susuz vahayım,
Ahlarım tutuşsa, Mevlâ'ya gider.

Gün gelir, beş para etmez eyvahın
Haraç mezat dağıtılır tezgahın...
Dünyayı kavurur, sitemin ahın,
Bir ömür beyhude, hiç olur gider...

Bu sefil aşığı bir yana bırak,
Tutuşan gönlünle, yaşamana bak.
Eline kına yak, yakana gül tak,
Her ateş sonunda, kül olur gider.

Başa Dön


Gel

Gönül dağlarımda buzlar çözüldü,
Seller yatağını yıkar oldu, gel!
Gonca gonca çiçek doldu bahçeler,
Güz olup, gülleri soldurmadan gel.

Başa Dön


Kale'mi böyle yıktılar

Bakma bana hayran hayran, ne olur,
Bildiğim en korkunç silahtır onlar.
Öyle saf, öyle anlamlı, öyle billur bakıp,
Bizi hep gözlerimizden avladılar...
Bakma öyle hayran hayran, ne olur,
Kale'mi her zaman böyle yıktılar.

Başa Dön


Anlamaz oldu

Şeyda bülbül gibi, âh-u zârdayım,
Işıksız geceler kadar dardayım.
Âlem güler oynar, ben hep gamdayım.
Dilimden kimseler anlamaz oldu.

Başa Dön


Yeter

Karanlıkta mısın, yok mu sabahın?
Dünyayı kavurur, feryad-ı ahın.
Benden kurtulmaksa bütün muradın,
Hilâl kaşlarını, çatışın yeter.

Başa Dön


Yavrucağım

Hep, gönlüm kanıyor göğe baktıkça.
Toprak ses veriyor, adım attıkça,
Şehitlerin sesi, dalgalandıkça,
Üzüntüm, sevince eş yavrucağım...

Zaman deli rüzgâr, hayat başta saç...
Karıştı tellerin, yürüdükçe aç.
Bahçeler tarumar, rahmete muhtaç.
Gönüller susadı, su, yavrucağım...

Sana garaz etti, senden büyükler,
Çağ değişti, deyip çıktı hödükler...
Sırtını bekliyor, taşınmaz yükler,
Miras kaldı sana, çek yavrucağım...

Bilmedik, ne lâzım, sana verecek,
Bu kör zihniyetin, çilesini çek...
Perde arkasına çekildi gerçek,
Sana zahmet ara, bul, yavrucağım...

Hayat, muammadır yitiren arar,
Zulmün köprüsünden, yürü bîkarar...
Zindan geceleri, gündüzler kovar,
Kovar, merak etme sen yavrucağım...

Başa Dön


Niçin?

Sorular cevaba göz kırpar, niçin?
Bir ömür harcadım, desinler için.

Başa Dön


Müşterek

Karartma ruhunu, göğsün çekerek,
Derler ya, safaya cefa müşterek...
Açılacak bahtın, doğacak gerçek,
Bu diyâr, zillete kâbus olmuştur...

Gençliktir, neslini millet yapacak,
Gevşetme, bağların, koptu kopacak...
Kardeş kardeşine küs mü duracak?
Dost bağında gülün rengi solmuştur...

Sonunu bilmeyen, sorumsuz musun?
Aç mısın, yurtsuz mu, yuvasız mısın?
Çırpın yırt gökleri, kanatsız mısın?
Bu yurt, sapıklara diyar olmuştur...

Düşün ey! Üstünde gezdiğin toprak,
Şehid kanlarıyla hamur olmuştur...
Bu gidiş nereye, benden koparak?
Sana, ecdat canı feda olmuştur...

Silkin, kendine dön ey Türk evladı!
Sor o kopuklara, seni kim sandı?
Karış karış bu vatanın her sathı,
Gizli emellere, mezar olmuştur...

Başa Dön

Düşer

Bulutlar toplanır, ufuklar ağlar,
Yağmur, siyem siyem toprağa düşer
Bahtım yumak yumak karalar bağlar,
Bin ah parçalanır, bağrıma düşer

Sevda türküleşir, besteler gamlı,
Sazların en titrek teline düşer
El değmedik sırlarımdan güfteler,
İffetim, ellerin diline düşer

Bir umut yeşertir duygularımı,
O da rüzgârların önüne düşer
Sana yöneltirim tüm yollarımı,
Kırılır pusulam, çöllere düşer

Başa Dön


Sultanımdan bir haber

Canım lodos, yolun düşsün Mekke'ye,
Bir zerrecik, toprağından toz getir
Kokusu, derdime derman Kâbe'nin,
Örtüsünün üzerinden süz getir

Malûmat ver, sultanımdan ne haber,
Kâbe, yeni gelinliğin giymiştir...
Hacerü'l Esved'de, Mü'min seferber,
Beyt'i, melekler de tavaf etmiştir

Kullara davet var, kutlu düğünden,
Kuşlar, Hacc'ın ihrâmına girmiştir.
Dağ taş bile haberdardır gününden,
Kurbanlıklar, kınalanıp inmiştir.

Şeytan kederlidir, taşlar yağacak,
Mü'minlerin, günahları gazeldir.
Tevhidin bestesi göğe yağacak,
Arafat'ta, vakfe günü nicedir?!

Başa Dön


Leylâ'sı için

Ferhat dağı delmiş, sevdası için;
Mecnun çöle düşmüş, Leylâ'sı için.
Kaç kul vâr, tutuşmuş Mevlâ'sı için!
Kör, topal basılan yerler ağlasın.

Kerem gibi Aslı'sına yananlar
Ayrılık yurduna, gönül koyanlar
Sahibine ihanette olanlar
Haktır; şaşkın, karaları bağlasın.

İmtihan insanı pişirir hârda,
Gönül, mekan tutmaz, geçici yârda,
Sevdalı doğmuşum, ben bu diyârda,
Allah aşkı, yüreğimi dağlasın...

Başa Dön


Sitem

Saçlarıma solur, hâlâ nefesin,
Bilinmez dağların ardında sesin,
Yitirdim izini, nerelerdesin?
Bulsam, dertlerime derman olursun.

Can dedin, cânânı sürdün yokuşa,
Yoruldum, peşinden hep koşa koşa.
Gönül tezgahımı, dağıttın boşa,
Görsen eserini, pişman olursun.

Gün gelir, kimseler anlamaz seni,
Çölde Mecnun gibi, ararsın beni.
Dökmek için gelip gamı kederi,
Perişan hâlime, sırdaş olursun.

Başa Dön


Bir bakış

Başımda kasırga, gözlerimde nem,
Sanki, bir el onu silecek gibi...
Kendimi sorguya, ah çekebilsem!
Kader sanki bana gülecek gibi...

Uslansa yüreğim, özüne dönse,
Azgın fırtınalar, dinecek gibi...
Sinemde yaktığım o ateş sönse,
Hayatım düzene girecek gibi...

Hep uzaklardasın, paslandı bahtım.
Bir bakış, büyüyü bozacak gibi...
Yıllardır; umutsuz, mutsuz bedbahtım,
Pencereme, güneş doğacak gibi...

Başa Dön


Kovanı dağıttın

Dağıttın kovanı, petek istersin,
Acizsin, tutacak etek istersin,
Uslanmaz hâlinle, kötek istersin,
Beni hep yokuşa sürmekte gönül...

Haberin yok, uğrun uğrun yanarsın.
Ayrılsan ateşten, sanki donarsın.
Hep, özü boş çiçeklere konarsın,
Bal alacak çiçek, solmakta gönül...

Başa Dön


Sabah olur

Korkma gönül, korkma sen!
Her gece, sabah olur...
Her doğan gün kocayıp,
Koca bir ziyân olur...
Al ki dizginlerini
Eline küheylanın,
Yoksa, yollar dönülmez,
Korkunç bir serap olur...

Başa Dön


Artık

Geceler işkence, geceler azap,
Döküyor geceler ruhuma kezzap.
Çöldeki vahaya benzeyen ışık,
Çek beni, katranın zifirinden artık.

Başa Dön


Boşa çevirdin

Bir dost edasına bürünen gönlüm,
Gittiğim yolları, başa çevirdin,
Sıkı sıkı sarıldığım dalları,
Kırdın, ellerimi boşa çevirdin.

Başa Dön


Dost bildiklerim

Usanmadın mı bülbül, gül için diz çökmeye?
Muhal bir vuslat için, hep gözyaşı dökmeye,
Yâr belli ağyâr belli, aç mahmur gözlerini,
Kırıl, parça parça ol, değmez boyun bükmeye.

Örnek al hikâyemi, ahın sinemi deldi,
Taşlar değil Mansur'un bağrını, bir gül deldi...
"Suçun idam" dediler, cellat yok, ip çekmeye,
Düşmanlarım ar etmiş, dost bildiklerim geldi...

Başa Dön


Gül gibi

Yakarım taşıdım seni gül gibi,
İncitmedim, pörsütmedim, el gibi
Gönül dağlarından, yol açtım sana,
Hoyrat bir yel oldun, kestin önümü,
Hep savurdun acımadan, kül gibi.

Başa Dön


Seni

Gönül tellerime vurma mızrabı,
Kırıcı söz eder, ağlatır seni.
En büyük işkence, fikir serabı,
Zikretse Meylâ'yı unutur seni.

Başa Dön


Övündükçe

Uğraşma, terazi kendini tartmaz,
Özünü yansıtmak, bahtı karartmaz...
Her şeyin, belirli darası vardır,
İnsan, övündükçe şerefi artmaz...

Başa Dön


Bulsun

Yağmur yağar süze süze,
Bugün bize, yarın size.
Hançerini sinemize,
Vuranlar Allah'ından bulsun.

Başa Dön


Bıçak sapla kalbime

Ben kimim, kardeşim kim? Set çekti inkarcılar,
Sokaklara dökülmüş, mesnetsiz davacılar...
Daha ne kadar akar, isyan kaynaklı pınar?
Zonklatıyor beynimi bu cevapsız sorular...

Toplum teslim edilmiş vahşetin kollarına,
Âlem itekleniyor, bir muhal ortamına...
Bıçak sapla kalbime, kan çıkmaz aynı inat,
Bakmayın gülenlere, hicran dolu kâinat...

Aynı anadan doğduk, ayrı ayrı fikirler,
Kim sahip çıktı bana; kardeşlerime kimler?
Ağlıyor işte anam, babam dostlarıyla bir,
Vicdan oluklarından, durmadan akıyor kir...

Gönlüm kaynaklı ırmak, kıvrıldın yokuşlara,
İrin döktün ruhumda, işlenen nakışlara...
Serpildin benliğime, nokta nokta sararak,
Boğdun, öz evladını, sinsi sinsi akarak...

Gayrimeşru yazıldı senelerdir reçeten,
Mahrem yerlerin açık; hangi moda elbisen?
Sanki üryan gezersin, nerede giyeceğin?
Haykırmak zamanıdır, yok mu, söyleyeceğin?..

Hak gösterdi bâtılı, sana ehliyetsizler,
Milliyetçi rolünde, şimdi milliyetsizler...
İyi çalış dersine, her gün imtihandasın...
Altı da var bu yerin, çift kapılı handasın.

Gideceksin, yol budur, ister dur ister yürü,
Ölmek, yok olmak değil, makber, mahşere köprü
Bildiriyor yaratan, Kur'an dünyada rehber,
Hak yol İslâm diyordu, düşün, en son peygamber...

Aslını inkardasın, unuttun, hak olanı,
Uyan, gizli emeller süpürmekte kalanı.
Boşaltmakta gövdene, yılan zehirlerini,
Dön artık benliğine, öperim ellerini...

Başa Dön


Kızıma...

Bekledik, dokuz ay on günlük yoldan,
Bizi selamlayan, sen oldun kızım...
Bin dert de, seninle birlikte doğdu,
Darılma, büyütmek zor oldu kızım...

Goncasız açıyor çiçekler artık,
Üryan dolaşıyor, mahremler kızım...
Bak, asrın ar denen perdesi yırtık,
Zor deyip pes etme, sen yama kızım...

Başa Dön


Karalar

Gün soldukça, ufkumuzda karalar,
Gün görmedik dertler beni yaralar
Gönül ateşlerde, geçmez dualar,
Geceler emiyor kanımı benim...

Başa Dön


Haline bak şairin

Her mısra isyan dolu, fikir sarhoş, derbeder...
İstikamet uçurum, hâlâ hiç'e gamzeder...
Kalbine hançer vurmuş, hâline bak şairin!
Kafiye uysun diye, manayı feda eder...

Başa Dön