Leylâ
Öter, güle karşı bakıp bülbüller; Vardır, her yaralı yürekte gurur... Pençesin, en zayıf dalıma takmış, Şu gamlı ağacı, sallar da durur... Öter, güle karşı bakıp bülbüller
Bakma, anlam dolu gözlerle öyle, Daha dinlemedin, benden öyküler... Sakın, hiç sır verme, müstear söyle, Bahçemde hazana uğrar hep güller... Bakma, anlam dolu gözlerle öyle...
"Leylâ, Leylâ" diye, yoluna girmiş, El yordamı ile yürür de durur... Kendisine, Kur'an'ı rehber edinmiş, Kör, topal, peşinden yürür de durur... "Leylâ, Leylâ" diye yoluna girmiş...
Esrarlı gözlerin, ufkumda tutma, Gönlümde izleri kalıyor gibi... Ben, sevda tanımam Leylâ'dan başka, Beni benden çekip alıyor gibi... Esrarlı gözlerin, ufkumda tutma...
Yalan yanlış vurma, gönül telime, Gittiğim yolları, başa çevirme... Uğraşma, nafile, başka bestem yok... Şaşıp da yeniden başlasam aşka, Ben sevda tanımam Leylâ'dan başka

Gel dost'a gidelim
Yine bu can, hasta gönül Derdi pek çok, yasta gönül... İsyan etme, sus da gönül, Gel, Dost'a gidelim gönül...
Tefekkür et, bana acı Dünya güzel, sonuç acı Olurum senden davacı Gel, Dost'a gidelim gönül...
Olma dünyada serseri, Yaratan var âlemleri... Küser Cihan'ın Serveri, Gel, Dost'a gidelim gönül...
Olma nefisinin neferi, Oku, dünyada Rehber'i, Sana vaad etti Kevser'i, Gel, Dost'a gidelim gönül...
Can, hasret kalır Cânân'a, Haram helal tanısana... Kapan, vecd ile Rahman'a, Gel Dost'a gidelim gönül...

Dönmüş
Karalar giymişsin, yasta mı başın? Sevdalın mı öldü, yoksa kardeşin!? Derdini dökmeye, yok mu sırdaşın? Gözlerinden akan, ummana dönmüş...
Ahın depreştirmiş, cevri, belayı, Bakışların deler, en sert kayayı. Mecnun, çöllerde aramış, Leylâ'yı, Sonunda iklimler, gülşene dönmüş.

Çağırsam
Ben, eli koynunda ağlayan çocuk, Ben, sokakta kalmış bir çaresizim... Ben, kirpiklerden düşen gözyaşıyım ey! Bütün acıların mıknatısıyım... Çağırsam, sesimi duyar mısınız? Ahlâk sütunları çöküyor bir bir, Ey kuduran şehvet, sarhoş düşünce, Ben, gülen yüzlerin son kahkahasıyım ey!.. Gazap bulutları kuşatmış ufukları, Maneviyat bahçelerinde hazan... Son ikaz sireniyim yeryüzünün, Uyanın, uyanın, yangın vaaar! Mahmur gözlerinizi açar mısınız? Çağırsam, sesimi duyar mısınız? Bir eylem başlattı suskun yüreğim, Ey Dünya'yı kâbus gibi kuşatan vahşet! Şiirsel bir duygu değil bu, şikâyet...

Gülmez olsaydım
Zehir ettin, tat aldığım aşımı, Sevdaya düşürdün garip başımı, Kimseye göstermem gözyaşlarımı, Kaderimsin, günahımsın, ahımsın.
Dert, sineme sığmaz olup taşarken, Çileler yumağı, beni aşarken, Aşka, muhabbete, küskün yaşarken, Keşke, hiç karşıma çıkmaz olsaydın.
Çözemedim seni, sırların açmaz. Doluya tutulan, yağmurdan kaçmaz, Yanlışı görür de, aklından şaşmaz, Başımı dertlere, salmaz olsaydın.
Renklerde çelişki, kabuller ayrı, Yaşatmadın bana, yazı-baharı. Bırak şu yakamı, azat et gayrı, Bir bakışa kanıp, gelmez olsaydın.

Bahçemde hazan
Bulutlar kuşattı yine gökleri, Çileye arzunun, manası başka... Neden bilmem efkâr bastı her yeri Diyorum, yeniden başlasam aşka...
Râyihası, hayat iksiri olan, Nerde kaldı, arzularım, umudum? El değmedik bahçelerimde hazan, Uğrunda, çılgın hayaller kurduğum...
Bir yıkılış şahikası, beynimde, Köhnemiş bir kale gibi sarıldım... Ah, neden zamansız bozuldu bağlar ? Gönülden, tâ gönülden, bel bağladığım...

Ve yâr
Gurbete, uzanan, yollar gibisin, Bencil, vefasız, hoyrat. Ben, hasretin yürek yarasını yaşadım, O kadar, acımasız olma. Çekemeyeceğim derde düşürdün beni... Gözlerime baksan, dindireceksin. Bir talihsiz garibim işte, Ana hasreti, sıla hasreti. Ve yâr! Yâr, gönlümde öyle derin yara var. Yaban gülleri katmer katmer açar, Bizim illerde, Tıpkı, gözlerin gibi... Oranın insanları merhametli, Bakışları ılık... Gitsem, sen varsın buralarda... Sen!.. Tanıyıp bilmediğim hislerinle, Acemi duygularımı çaldın. Gitsem!.. Gidemem ki... Orada sıla, Burada sen... En iyisi, Taş basarım kalbime, Mecnun gibi, Arayınca, Gerçek Leylâ'yı bulurum, ya sen? Böylesine emsalsiz, Böylesine şefkat dolu sığınağı, Hiç düşündün mü? Ana şefkati zerre, o ummanda Yâr sevdası ne ki?!

Kül olur gider
Cânân, harap ettin gönül sarayım, Geçici güzele, ne yalvarayım. Aşkınla çölleşmiş, susuz vahayım, Ahlarım tutuşsa, Mevlâ'ya gider.
Gün gelir, beş para etmez eyvahın Haraç mezat dağıtılır tezgahın... Dünyayı kavurur, sitemin ahın, Bir ömür beyhude, hiç olur gider...
Bu sefil aşığı bir yana bırak, Tutuşan gönlünle, yaşamana bak. Eline kına yak, yakana gül tak, Her ateş sonunda, kül olur gider.

Gel
Gönül dağlarımda buzlar çözüldü, Seller yatağını yıkar oldu, gel! Gonca gonca çiçek doldu bahçeler, Güz olup, gülleri soldurmadan gel.

Kale'mi böyle yıktılar
Bakma bana hayran hayran, ne olur, Bildiğim en korkunç silahtır onlar. Öyle saf, öyle anlamlı, öyle billur bakıp, Bizi hep gözlerimizden avladılar... Bakma öyle hayran hayran, ne olur, Kale'mi her zaman böyle yıktılar.

Anlamaz oldu
Şeyda bülbül gibi, âh-u zârdayım, Işıksız geceler kadar dardayım. Âlem güler oynar, ben hep gamdayım. Dilimden kimseler anlamaz oldu.

Yeter
Karanlıkta mısın, yok mu sabahın? Dünyayı kavurur, feryad-ı ahın. Benden kurtulmaksa bütün muradın, Hilâl kaşlarını, çatışın yeter.

Yavrucağım
Hep, gönlüm kanıyor göğe baktıkça. Toprak ses veriyor, adım attıkça, Şehitlerin sesi, dalgalandıkça, Üzüntüm, sevince eş yavrucağım...
Zaman deli rüzgâr, hayat başta saç... Karıştı tellerin, yürüdükçe aç. Bahçeler tarumar, rahmete muhtaç. Gönüller susadı, su, yavrucağım...
Sana garaz etti, senden büyükler, Çağ değişti, deyip çıktı hödükler... Sırtını bekliyor, taşınmaz yükler, Miras kaldı sana, çek yavrucağım...
Bilmedik, ne lâzım, sana verecek, Bu kör zihniyetin, çilesini çek... Perde arkasına çekildi gerçek, Sana zahmet ara, bul, yavrucağım...
Hayat, muammadır yitiren arar, Zulmün köprüsünden, yürü bîkarar... Zindan geceleri, gündüzler kovar, Kovar, merak etme sen yavrucağım...

Niçin?
Sorular cevaba göz kırpar, niçin? Bir ömür harcadım, desinler için.

Müşterek
Karartma ruhunu, göğsün çekerek, Derler ya, safaya cefa müşterek... Açılacak bahtın, doğacak gerçek, Bu diyâr, zillete kâbus olmuştur...
Gençliktir, neslini millet yapacak, Gevşetme, bağların, koptu kopacak... Kardeş kardeşine küs mü duracak? Dost bağında gülün rengi solmuştur...
Sonunu bilmeyen, sorumsuz musun? Aç mısın, yurtsuz mu, yuvasız mısın? Çırpın yırt gökleri, kanatsız mısın? Bu yurt, sapıklara diyar olmuştur...
Düşün ey! Üstünde gezdiğin toprak, Şehid kanlarıyla hamur olmuştur... Bu gidiş nereye, benden koparak? Sana, ecdat canı feda olmuştur...
Silkin, kendine dön ey Türk evladı! Sor o kopuklara, seni kim sandı? Karış karış bu vatanın her sathı, Gizli emellere, mezar olmuştur...

|
|
Düşer
Bulutlar toplanır, ufuklar ağlar, Yağmur, siyem siyem toprağa düşer Bahtım yumak yumak karalar bağlar, Bin ah parçalanır, bağrıma düşer
Sevda türküleşir, besteler gamlı, Sazların en titrek teline düşer El değmedik sırlarımdan güfteler, İffetim, ellerin diline düşer
Bir umut yeşertir duygularımı, O da rüzgârların önüne düşer Sana yöneltirim tüm yollarımı, Kırılır pusulam, çöllere düşer

Sultanımdan bir haber
Canım lodos, yolun düşsün Mekke'ye, Bir zerrecik, toprağından toz getir Kokusu, derdime derman Kâbe'nin, Örtüsünün üzerinden süz getir
Malûmat ver, sultanımdan ne haber, Kâbe, yeni gelinliğin giymiştir... Hacerü'l Esved'de, Mü'min seferber, Beyt'i, melekler de tavaf etmiştir
Kullara davet var, kutlu düğünden, Kuşlar, Hacc'ın ihrâmına girmiştir. Dağ taş bile haberdardır gününden, Kurbanlıklar, kınalanıp inmiştir.
Şeytan kederlidir, taşlar yağacak, Mü'minlerin, günahları gazeldir. Tevhidin bestesi göğe yağacak, Arafat'ta, vakfe günü nicedir?!

Leylâ'sı için
Ferhat dağı delmiş, sevdası için; Mecnun çöle düşmüş, Leylâ'sı için. Kaç kul vâr, tutuşmuş Mevlâ'sı için! Kör, topal basılan yerler ağlasın.
Kerem gibi Aslı'sına yananlar Ayrılık yurduna, gönül koyanlar Sahibine ihanette olanlar Haktır; şaşkın, karaları bağlasın.
İmtihan insanı pişirir hârda, Gönül, mekan tutmaz, geçici yârda, Sevdalı doğmuşum, ben bu diyârda, Allah aşkı, yüreğimi dağlasın...

Sitem
Saçlarıma solur, hâlâ nefesin, Bilinmez dağların ardında sesin, Yitirdim izini, nerelerdesin? Bulsam, dertlerime derman olursun.
Can dedin, cânânı sürdün yokuşa, Yoruldum, peşinden hep koşa koşa. Gönül tezgahımı, dağıttın boşa, Görsen eserini, pişman olursun.
Gün gelir, kimseler anlamaz seni, Çölde Mecnun gibi, ararsın beni. Dökmek için gelip gamı kederi, Perişan hâlime, sırdaş olursun.

Bir bakış
Başımda kasırga, gözlerimde nem, Sanki, bir el onu silecek gibi... Kendimi sorguya, ah çekebilsem! Kader sanki bana gülecek gibi...
Uslansa yüreğim, özüne dönse, Azgın fırtınalar, dinecek gibi... Sinemde yaktığım o ateş sönse, Hayatım düzene girecek gibi...
Hep uzaklardasın, paslandı bahtım. Bir bakış, büyüyü bozacak gibi... Yıllardır; umutsuz, mutsuz bedbahtım, Pencereme, güneş doğacak gibi...

Kovanı dağıttın
Dağıttın kovanı, petek istersin, Acizsin, tutacak etek istersin, Uslanmaz hâlinle, kötek istersin, Beni hep yokuşa sürmekte gönül...
Haberin yok, uğrun uğrun yanarsın. Ayrılsan ateşten, sanki donarsın. Hep, özü boş çiçeklere konarsın, Bal alacak çiçek, solmakta gönül...

Sabah olur
Korkma gönül, korkma sen! Her gece, sabah olur... Her doğan gün kocayıp, Koca bir ziyân olur... Al ki dizginlerini Eline küheylanın, Yoksa, yollar dönülmez, Korkunç bir serap olur...

Artık
Geceler işkence, geceler azap, Döküyor geceler ruhuma kezzap. Çöldeki vahaya benzeyen ışık, Çek beni, katranın zifirinden artık.

Boşa çevirdin
Bir dost edasına bürünen gönlüm, Gittiğim yolları, başa çevirdin, Sıkı sıkı sarıldığım dalları, Kırdın, ellerimi boşa çevirdin.

Dost bildiklerim
Usanmadın mı bülbül, gül için diz çökmeye? Muhal bir vuslat için, hep gözyaşı dökmeye, Yâr belli ağyâr belli, aç mahmur gözlerini, Kırıl, parça parça ol, değmez boyun bükmeye.
Örnek al hikâyemi, ahın sinemi deldi, Taşlar değil Mansur'un bağrını, bir gül deldi... "Suçun idam" dediler, cellat yok, ip çekmeye, Düşmanlarım ar etmiş, dost bildiklerim geldi...

Gül gibi
Yakarım taşıdım seni gül gibi, İncitmedim, pörsütmedim, el gibi Gönül dağlarından, yol açtım sana, Hoyrat bir yel oldun, kestin önümü, Hep savurdun acımadan, kül gibi.

Seni
Gönül tellerime vurma mızrabı, Kırıcı söz eder, ağlatır seni. En büyük işkence, fikir serabı, Zikretse Meylâ'yı unutur seni.

Övündükçe
Uğraşma, terazi kendini tartmaz, Özünü yansıtmak, bahtı karartmaz... Her şeyin, belirli darası vardır, İnsan, övündükçe şerefi artmaz...

Bulsun
Yağmur yağar süze süze, Bugün bize, yarın size. Hançerini sinemize, Vuranlar Allah'ından bulsun.

Bıçak sapla kalbime
Ben kimim, kardeşim kim? Set çekti inkarcılar, Sokaklara dökülmüş, mesnetsiz davacılar... Daha ne kadar akar, isyan kaynaklı pınar? Zonklatıyor beynimi bu cevapsız sorular...
Toplum teslim edilmiş vahşetin kollarına, Âlem itekleniyor, bir muhal ortamına... Bıçak sapla kalbime, kan çıkmaz aynı inat, Bakmayın gülenlere, hicran dolu kâinat...
Aynı anadan doğduk, ayrı ayrı fikirler, Kim sahip çıktı bana; kardeşlerime kimler? Ağlıyor işte anam, babam dostlarıyla bir, Vicdan oluklarından, durmadan akıyor kir...
Gönlüm kaynaklı ırmak, kıvrıldın yokuşlara, İrin döktün ruhumda, işlenen nakışlara... Serpildin benliğime, nokta nokta sararak, Boğdun, öz evladını, sinsi sinsi akarak...
Gayrimeşru yazıldı senelerdir reçeten, Mahrem yerlerin açık; hangi moda elbisen? Sanki üryan gezersin, nerede giyeceğin? Haykırmak zamanıdır, yok mu, söyleyeceğin?..
Hak gösterdi bâtılı, sana ehliyetsizler, Milliyetçi rolünde, şimdi milliyetsizler... İyi çalış dersine, her gün imtihandasın... Altı da var bu yerin, çift kapılı handasın.
Gideceksin, yol budur, ister dur ister yürü, Ölmek, yok olmak değil, makber, mahşere köprü Bildiriyor yaratan, Kur'an dünyada rehber, Hak yol İslâm diyordu, düşün, en son peygamber...
Aslını inkardasın, unuttun, hak olanı, Uyan, gizli emeller süpürmekte kalanı. Boşaltmakta gövdene, yılan zehirlerini, Dön artık benliğine, öperim ellerini...

Kızıma...
Bekledik, dokuz ay on günlük yoldan, Bizi selamlayan, sen oldun kızım... Bin dert de, seninle birlikte doğdu, Darılma, büyütmek zor oldu kızım...
Goncasız açıyor çiçekler artık, Üryan dolaşıyor, mahremler kızım... Bak, asrın ar denen perdesi yırtık, Zor deyip pes etme, sen yama kızım...

Karalar
Gün soldukça, ufkumuzda karalar, Gün görmedik dertler beni yaralar Gönül ateşlerde, geçmez dualar, Geceler emiyor kanımı benim...

Haline bak şairin
Her mısra isyan dolu, fikir sarhoş, derbeder... İstikamet uçurum, hâlâ hiç'e gamzeder... Kalbine hançer vurmuş, hâline bak şairin! Kafiye uysun diye, manayı feda eder...

|
|