15 Temmuz Alsancak Garı
Buca seferi yapacak olan MT5700
Halkapınar depodan gelmiş Alsancak Gara
girerken. Foto: Orhan Berent
15 temmuz günü Ömer Tolga ile Alsancak garını son bir kez daha değişik
açılardan görüntülemek üzere buluşuyoruz. Hattın kapanmasına bir hafta
var. Alsancak garını trenlerle birlikte son görüşümüz olacak belki de.
Ömer'de sağolsun kırmıyor beni işinden izin alıp bana arkadaşlık etmek
için benimle gar havzasını turluyor. Gara geldiğimde birinci
yolun olduğu platformda Ömer'i beni beklerken buluyorum. Selamlaşma
faslından sonra platformdan ileri doğru yürüyoruz. Henüz Buca ve
Cumaovası üniteleri gelmemiş yol boş. Yürürken orta makasın orada bir
güvenlikçiyle karşılaşıyoruz. Ne olur ne olmaz deyip cebimdeki izin
kağıdını güvenlikçiye veriyorum ve "biz havza içinde çekim yapmak için
turlayacağız" diyorum. Güvenlikçi kağıdı okuduktan sonra "trenlere
dikkat edin" diye uyarıyor. Biz konuşurken yanımızdan
Halkapınar depodan gelen bir MT5500 Fiat geçiyor. Bu Cumaovası treni.
Güvenlikçiden ayrılıp yürümeye devam ettiğimizde de Buca'ya gidecek
MT5700 yanımızdan geçip Alsancak Gara giriyor.
Buca seferini yapan MT5700 Alsancak Garından çıkmış uzaklaşıyor. Foto: Orhan Berent
Biz de Ömer ile
fotoğraf çekimi için uygun yer aramaya başlıyoruz. Güneş
kuzeye doğru alçalmış durumda. Biz güneşe doğru sırtımızı verip çekim
yapmayı düşünüyoruz. Ara sıra güneş buluta girince de ters açıdan
havzayı görüntülüyoruz. İngiliz'lerden kalma eski su deposu yine
İngilizlerden kalma atölye binalarının fotoğrafını çekiyoruz.
Yürüye yürüye gar sahasının doğru gelmişiz. Ömer uzaklarda Kemer'in
oralarda parlak bir ışığı gösteriyor. "Sanki orada bir lokomotif var ve
buraya gelecekmiş gibi" diyor. Kemer'e doğru bakarken Alsancak
tarafından bir bir düdük sesi duyuluyor. Buca 17:20 banliyösü
hareket etmiş bizim olduğumuz tarafa doğru geliyor. Güneşe sırtım dönük
vaziyette gelen MT5700'ü karşılamak üzere makineyi hazırlıyorum.
Bir dakika sonra Buca banliyö treni düdükle bizi selamlayarak
bulunduğumuz yerden geçiyor. Ben fotoğraflarını çekerken Ömer'de
makiniste el sallıyor.
Liman tarafından gelen DE11000 bir kaç yük vagonunu
Alsancak Garına doğru ittiriyor. Foto: Orhan Berent
Çektiğim fotoğrafları incelerken gar
çıkışından başka bir düdük sesi duyuluyor. Bu kez Ege Mahallesinin
oralardan bir DE11000 birkaç yük vagonunu ittirerek Alsancak'a doğru
geliyor. Son vagonda manevracılar oturmuş. Dikkatle bakıyorum, birisi
tanıdık. Elimi sallayıp, selam gönderiyorum. O da beni tanıyor.
Geçtiğimiz aylarda Alsancak havzayı dolaşırken tanıştığımız tren teşkil
memurlarından. Onları da Alsancak tarafına uğurladıktan sonra Ömer'le
bulunduğumuz yeri terk etmek üzere hazırlanıyoruz. Fakat tam o anda bir
DE24000'liğin düdüğü geliyor kulağımıza. İki makine birbirine bağlanmış
gar sahasına girmek üzere. Ömer'in çok uzaklardan fark ettiği projektör
ışığının kaynağı şimdi anlaşıldı. Yanımızdan geçerken onu da
görüntüledik ve karşıya geçip atölyeyi incelemeye başladık.
Kemer tarafından gelen bir DE24000 ve bir DE18000 gara
doğru gidiyor. Foto: Orhan Berent
DE24000 ve bir DE18000 Alsancak Gar havzasından çıkmış
Halkapınar depoya gitmek üzere uzaklaşıyor. Foto: Orhan Berent
1 Şubat'ta
atölye içini de gezmiş ve fotoğraflamıştım. Duvarın dışından değişik
bir şeyler gelmiş mi diye atölyeyi incelerken Alsancak'a giden
DE24000'lük lokomotifin geri geldiğini gördük. Sanırım bu makine Afyon
ya da Denizli tarafından gelip Halkapınar depoya gidiyordu. Kemer'den
Halkapınar'a bir geçiş olmadığı için önce Alsancak'a uğramak
mecburiyetindeydi. Şimdi büyük bir gürültüyle yanımızdan geçiyor ve
ilerdeki makaslardan soldaki Halkapınar'a giden yola giriyordu.
Onu da uğurladıkta nsonra Ömer'le konuşa konuşa atölye duvarının
kenarından Alsancak'a doğru yürümeye başladık. Yürürken Ömer'e saati
sordum 17:35 dedi. Güneş tam karşımızdaydı ama gelecek olan Cumaovası
banliyösünü buradan görüntülemek istedim.
Cumaovası seferini yapan Fiat MT55000 Alsancak Gardan
çıkmış. Foto: Orhan Berent
Çünkü tam 3
treni hep
birbirine benzer noktalardan görüntülemiştik, bu sefer değişiklik olsun
istiyordum. Makinenin güneş ayarını yaptım ve gelecek olan
Cumaovası trenini beklemeye başladım. Çok geçmeden o da yanımızdan bizi
selamlayarak geçti. Uzaklarda kaybolasıya kadar fotoğraflarını
çektim. Artık görüntülenecek tren kalmamıştı. Yavaş yavaş gar
binasına doğru fotoğraf çeke çeke yürümeye başladık. Ömer sağolsun
dedesi TCDD mensubu olduğu için ve kendisi de trenleri çok sevdiği için
yol boyunca bana bilgiler verdi. Anıtsal gar binasına vardığımızda ise
bir kez daha bu binanın mimarisine hayran oldum. Basmane'den değişik
olarak Alsancak garının üstü kapalıydı ve yolcu salonu hattın sonunda
değil iki yanındaydı. Yollar arasında ise revak tabir edilen kemerler
dizisi vardı. Bu da Alsancak'a Basmane'den farklı olarak daha gizemli
bir hava katıyordu.
Alsancak gar havzasındaki atölyede bulunan ana hangar
binası. Foto: Orhan Berent
Ömer'in
anlattığına göre gar binası, mahkeme binası gibi kompleks
yapılar, Aydın hattı tamamlandıktan sonra, ticari gelişmeye paralel
olarak yapılmış. Saat kulesinin oradaki bina ise şimdiki yolcu salonu,
hastane ve mahkeme binasından daha eskiymiş. Eski fotoğraflarda bu
durum açık bir şekilde görülüyormuş. Saat kuleli istasyon ise bugün
bakım hangarları içinde kalıyor. Gerçi Ömer'le o tarafı da gezdik ama
hangar kilitliydi ve mesai saati bitmişti. Ömer'in dikkat çektiği
bir başka nokta da 2 ve 3. yolun üstünün daha önce kapalı olduğu ama
sonradan bu kesimde çatının kaldırıldığı yolundaydı. Gerçektende eski
fotoğraflar 2 ve 3. yolun üstü kapalı duruyordu. Ancak buharlı
trenlerin saldığı dumanın havalandırma sorunlarına yol açması
neticesinde 2 ve 3. yolun üst çatısı sökülmüş. Ben fotoğraf
çekerken Ömer ailesinden edindiği bilgileri anlatmaya devam etti.
Alsancak Gar 4. yoldan karşı
tarafa doğru bir bakış. Foto: Orhan Berent
Şirinyer
istasyonunun, çift istasyon yapılma nedenini, rahmetli dedesi,
babasına, o da Ömer'e anlatmış. İzmir-Aydın hattından sonra Buca
ya hat yapılması kararlaştırılmış, buna en önemmli sebeplerden biri de,
başta İngiliz ler olmak üzere pek çok levanten ailenin burada yaşıyor
olmasıymış. Ayrca İngiliz'lerin mevki tutkusu yüzünden Şirinyerdeki
ikinci bina Buca'ya giden yolcular için yapılmış. Buca'ya giden tren
Şirinyer'e gelmeden makasla ikinci hatta geçiyor, buradan Buca'ya
gidecek 1. mevki yolcuları alıyor ve Buca ya devam ediyormuş. Yani Buca
ayrımı bizim, senelerdir bildiğimiz Şirinyer den sonra değil, önceymiş.
Ayrca Buca dan kalkıp, Şirinyer e gelen tren, Alsancaktan kalkıp
Gürçeşme rampasını 10-15 km hızla tırmanan dïğer treni beklerken,
yolcular bu istasyonda hoş vakit geçiriyorlarmış. Aydın istikametinden
gelen tren, Buca'dan gelenle buluşacaksa, Buca treni beklenir, bu tren
Şirinyer'den yolcular alıp Alsancak yönüne hareket ettikten sonra,
Aydın'dan gelen tren, Alsancak'a gidermiş. Aslında Ömer'in dedesi
ve babaannesi, demiryollarının yabancıların işlettiği dönem hakkında
epey hatırası vardı. O zamanlardaki trenlerin, temizliği düzeni
gibi. Trenleri İngilizlerin işlettiği dönemlerde, yataklı
vagonlar sakız kokarmış. Tren seyir halindeyken, vagonlarda kapı
gıcırdasa veya pencere zorlansa, hemen bir teknisyen gelir sorunu
giderirmiş. Tünele girileceği zaman görevli açık pencereleri nazikçe
kapatırmış. Bir istasyonda, yukardan gelen tren beklenecekse, o
istasyonun görevlileri yolculara çörek ikram ederlermiş. Yemekli
vagonlarda her zaman taze ekmek ve meyve bulmak mümkünmüş. Birde
birinci mevkilerde İngiliz vatandaşlarına torpil yapılırmış. Türk ler
biraz zorlanırmış birinci mevkide yolculuk etmek için. Ömer'in dedesi
demiryollarının millileştirilmesinde görev alan ilk memurlardanmış aynı
zamanda. Ömer'in dedesinin Basmane hakkında daha az anısı varmış.
Hatıralarına göre eskiden trenler şimdikinden daha fazla gar binasına
doğru girermiş. Ayrıca peronların üstünü kapatan saç çatı daha da
uzunmuş.
Akşamın ikinci Buca seferini yapan MT570 birinci yolda hareket halinde. Foto: Orhan Berent
Biz Ömer ile
bunları konuşurken Buca'ya giden tren geri döndü ve
birinci yola girdi. Yolcular indi yenileri bindi Buca'ya gitmek
için. Biz de hem yolcu salonunu görüntüledik hem de Buca'ya giden
treni uğurladık tekrar. Yolcu salonunda çekim yaparken gişedeki görevli
"fotoğraf çekmeye izniniz var mı" diye seslendi. "Bizim fotoğraf
çekmeye iznimiz var, ya senin kaybolacak bir tarih içinde mesai
yaptığından haberin var mı" diyemedik tabii, sadece evet
anlamında kafamızı salladık. İşgüzar memur da fazla uğraşmadı bizimle
asli görevi bilet kesmeye devam etti. Burada işimiz bitmişti.
Dışarı çıkıp saat kuleli binaya yürüdük. Ömer orada da binayı inceledi
ve eski çatının izlerini buldu. Burasının eski istasyon binası olduğu
yolundaki tezlerimizi kuvvetlendirdi. Geri dönüp gelecek olan
Cumaovası trenini de beklemek gibi bir fikir aklımıza geldiyse de vakit
iyice geç olmuştu. Birkaç fotoğraf daha çekip Alsancak garından
ayrıldık.