Halkapınar Lokomotif
Deposunu dolaşırken kimi zaman arkadaşlarımdan ayrı düştüm.
Ben mümkün olduğunca tarihi mekanları bir bütün
olarak görüntülemek peşindeyim. Ancak zaman zaman
hareket halindeki bir makine görürsek Özgür’le
beraber bunu da görüntülemekten geri kalmıyorduk.
Bunkerin üstünden indikten sonra sıra kapalı alanların
gezilmesine gelmişti. Üstteki fotoğrafta Yıldırım bey atelye içinde
sökülmüş
bir motoru incelerken. Halkapınar Depo 1996
yılından sonra bazı değişimler geçirdi. Metro inşaatı
sürerken metro ihalesini alan Yapı Merkezi, sanıyorum TCDD’nin
bazı yenileme çalışmalarına finans sağladı. Öyle ya
sonuçta Halkapınar-Bornova arasını terk etmişti TCDD.
İzmir Belediyesinin ve metroyu yapan şirketin TCDD’ye o kadar
minnet borcu vardı ki. Lafı uzatmayalım bu yenilenme
çalışmalarından Halkapınar Lokomotif Deposu da nasibini
aldı. Deponun Kuzey tarafındaki saç duvar yıkıldı, yıkama
biriminde olduğu gibi bazı yolların arası betonlandı, bazı binalar
onarım geçirdi, yönetim binası inşa edildi. Dışardan
benim gördüğüm bu. Aşağıdaki fotoğrafta
artık yavaş yavaş Fiat’ların bakımının yapılmakta olduğu
binaya yaklaşmış olduk. Açık kapıdan görünen
Fiat MT5500 ve fotoğrafta bize bakan Yıldırım bey.
Depoyu batı tarafına
yani çıkışa doğru gezerken binalar arasındaki yollarda
boji kalıntıları ve DH33000 serisinden bazı lokomotifler gördük.
Resimde gördüğünüz lokomotifin seri numarası
33103. Arkadakilerini ise bilmiyorum. O tarafa doğru gidemedik.
Ancak DH44100 serisinden olmadıkları kesin. Çünkü
hem Cemal beye sordum, hem de daha önceki iki gelişimizde de
onların kalıntılarını göremedim. 1996’dan sonra onları
buradan almış olacaklar. Depo müdürünün
söylediğine göre DH44100’lere yeni motor takılmak
istenmiş ama uyumlu çalışmadığı için 44100
serisi ıskat edilmiş. 1999’da Aliağa’da 44106’yı işler
durumda son kez görmüştüm. Bu arada fotoğrafa
dikkat edilirse Halkapınar’da çeşitli zamanlarda yapılmış
eklemeler de göze çarpıyor. Sağdaki bina epey eski.
Soldaki ise daha yeni tarihli. Ancak 1970’lerden daha yeni olacağını
sanmıyorum. İşte depo personeli
tarafından motorlu atelye olarak tabir edilen binanın içindeyiz.
Solumuzdaki Fiat MT5500 sağ tarafta ise yüksek bir set
üzerinde Fiat MT5700. Motorlu atelye
Halkapınar deponun batı tarafındaki çıkışına doğru
olan son bina. Bundan sonra başka bina yok. Alttaki fotoğrafta
MT5700’ün
resimleri çeken yol arkadaşım Özgür Öz ve
biraz daha ilerisinde Yıldırım bey var. 10 Eylül’de Halkapınar Depo
gezisi ile başlayan aktivitemiz yavaş yavaş sonuna doğru geliyor. İlk
ziyarette Özgür, makinist olan dayısı Önder ağabey, Doktor Acar, Şafak
ve ben vardık. Daha sonra Şafak ve Doktor Acar beyle gezilerimize devam
ettik. Aramıza katılan başka arkadaşlar oldu. Gezilerimizin bir çoğunda
da Şafak’la ikimiz vardık. İlginç bir tesadüf ki 10 Eylül günü
Halkapınar Depoyu ziyaretle başlamıştık şimdi yine bir Halkapınar
ziyareti ile bitiriyoruz. Türkiye’de demiryolu ulaşımının ilk başladığı
şehir olan İzmir’in demiryolu macerası yerini iki yıl sonra metroya
bırakacak. Bazı kesimlerde hatlar yer altına alınacak. Üzerindeki
hatıralarla birlikte. Bu depo kapanacak, tarihi garlar eğlence yeri ya
da otel olarak kullanılacak.
Buradaki son
fotoğraflarımızı çekip yavaş yavaş geri dönmek
üzere hazırlık yapmaya başlıyoruz. Biraz sonra üçümüz
geri dönüp doğu tarafına doğru depoyu bir kez daha
turlayacağız. İzmir’in ve Akdeniz şehirlerinin karakteristik özelliği
palmiye ağaçları burada da var. Artık kim dikmişse İzmir’i İzmir yapan
güzelliklerin burada da yeşermesini sağlamış. D
eponun güney
tarafına bitişik evler bulunmakta. Bunlar 1970’li yıllarda da
mevcuttu. Personele sormadım ama bunların lojman olmadığı kesin.
Halkapınar civarı 1970’li yıllardan itibaren epey gelişmeye
başladı. Ancak burada daha önce mevcut olan ufak sanayi
tesislerinin yanı sıra yerleşim yerleri pek bulunmuyordu. Yerleşim
yeri olarak bahsedebileceğimiz kısım daha çok Hilal
istasyonu civarında ve buranın Güneydoğusunda kalan Tepecik
semtinde yoğunlaşıyordu. Bu evlerin hangi tarihte yapıldığını
kesin olarak bilmiyorum. Ancak Halkapınar’da mesken olarak tabir
edilebilecek bu civarda fazla bina topluluğu yok. Evlerin de ilk
yapıldığı tarihten bu yana fazla değiştiğini sanmıyorum. Çatılardaki
uydu antenleri ve su depolarını saymazsak eğer.
Motorlu atelyeden
çıktık. Karşımızda başka bir bina var. Sağ tarafta bir
yük vagonuna manevra yaptıran bir DE11000 görüyorum.
Onu görüntülerken yere dikkatlice bakıyorum.
Sundurmalar arasında iletişim sağlayan hareketli köprünün hareket
ettiği raylar bunlar ama yer seviyesi çok yüksek.
Ve sağda veya solda hareketli köprüyü göremiyorum. Yavaş yavaş gezimizin
sonuna doğru yaklaşıyoruz. Halkapınar Lokomotif deposunu bir
baştan bir başa iki kez kat etmiş olduk. Bunu yaparken
giremediğimiz ve ayrıntısıyla bilgi alamadığımız yerler oldu.
Bunun nedeni önceliği fotoğraf çekimine vermemiz ve zamanımızın kısıtlı
oluşuydu.
Gezinin sonunda binaların arasında DE18114 ve DE18118 ile
karşılaştık. DH3616 ile birlikte istirahat ediyorlardı.
Kimbilir bu depodan kaç tip lokomotif gelip, geçti buraya konuk oldu.
Buharlılar, mototrenler, dizeller… Kimbilir ilk kurulduğundan bu
yana TCDD mensubu kaç kişinin görev yeri burası oldu, kaç mühendilik
öğrencisi stajını burada gördü… Doğu tarafındaki o döner köprü
kaç kere kendi ekseni etrafında dönüp lokomotifleri çevirdi… Bu
soruların yanıtları burada bu depodaki demir rayların, ahşap
traverslerin arasında saklıdır belki de. Belki de o motorlu atelyenin,
dizel deponun makine yağı kokularına sinmiştir bu soruların yanıtları.
O eski Cumhuriyet bayramlarının çoşkusunu, “Demir ağlarla ördük ana
yurdu dört baştan” dizelerinin anlamını, en derininden akşam
karanlığı çökünce makasların kandilini yakan makasçılar duymuştur
yüreğinde. Ve eski sac duvarın yanıbaşından Basmane’ye ya da
Halkapınar’a giden buharlı trenlerin düdüğündeki hüznü o depoya komşu
evlerde oturanlar çoktan ezberlemiştir. Halkapınar istasyonunda şimdi
olmayan D kulesindeki nöbetçiler kaç gece bu deponun ışıklarına bakıp
sigaralarını tüttürmüşlerdir. Ve kimbilir kaç kere batı tarafındaki C
kulesinde bulunan görevliler Basmane veya Alsancak’a lokomotif götüren
makinist arkadaşına el sallamıştır. Ya Hilal’deki B kulesindekiler.
Dört yönü de gören pencerelerden uzanıp giden raylara bakıp kaç
kere düşlere dalmıştır. Kaç görevli memur Basmane’deki A kulesinin
merdivenlerini tırmanırken biraz ilerde manevra için bekleyen
buharlının ateşçisine hal hatır sormuştur. İşte şimdi bütün bu
soruları soran, küçükken meraktan kocaman kocaman açılmış gözleriyle ay
yıldızlı pencerelerin arkasından sizlere bakan o çocuk, şimdi
hayatının sonbaharına yakınken sizleri ziyarete geldi. Son bir kez
fotoğraflamak için.
Ana Sayfaya