2. "Çağrı" “Israil ve Lübnan’daki Kültürel Varlıkların Korunması İçin Çağrı” EUROPA NOSTRA (*) , ICA, ICCROM, ICOM, ICOMOS and OWHC (*) KUMİD Europa Nostra’nın Kurumsal Üyesidir. (Devamı »)
25 Temmuz 2006
1. "Çağrı" 15 Temmuz 2006 (*) Prof. Dr. Fabio Maniscalco, Professor, Italy (*) FOCUH tarafından 25 Temmuz 2006 tarihinde imzalanmıştır.(Devamı »)
Kaynak: Daughters_of_Ataturk, (Atatürk'ün Kızları) USA, E-Mail Listesi'nden Meltem B imzasıyla 31 Ekim 2006’da Dağıtılmıştır.
Aşağıda; bir çınar dalını kestirmemek için Atatürk’ün bir köşkü raylar üzerinde nasıl yürüttüğünün öyküsünü bulacaksınız.
Atatürk’ün bu davranışını doğru anlamak, bir diktatörün acaip ve de keyfî bir davranışı sanmamak için; Atatürk’ü iyi kavramak, onun bu ülkeye, bu ülkenin güzelliklerine, doğaya duyduğu sevgiyi ve Yalova’ya ilgisini iyi bilmek gerekir.
Atatürk ve İğde Ağacı
Atatürk’ün ağladığına ilişkin tanıklıklar sayılıdır. İşte onlardan biri …Nezihe Araz'dan okuyalım;
"... Bozkırın, acı bir unutulmuşluk uykusundan Mustafa Kemal tarafından uyandırıldığı o günlerde, Çankaya'dan Meclis'e giden yol üstünde olacak, güzel bir iğde ağacı varmış. Tek bir ağaç... Ve Mustafa Kemal, ne zaman o ağacın önünden geçiyorsa, arabada ne kadar önemli bir mesele konuşuluyor olursa olsun yanındakinin ya da kendisinin sözünü kesiyor. Artık öğrendiği için şöfor de arabayı o sırada yavaşlatıyor ve Mustafa Kemal, yanındakine gösteriyor: ‘ Bak, bu benim iğde ağacım ’. Soylu, yapmacıksız, içten bir sevgidir bu. Mustafa Kemal yalnız o iğde ağacını sevmiyordu elbette. O bir doğa sevdalısıydı ve çorak Ankara onu üzüyordu. Yeni Ankara'yı ağaçlı, yeşil bir şehir haline getirmek onun tutkusuydu. Ve iğde ağacı, bu tutkunun simgesiydi...Aynı yoldan geçerken bir sabah yanındakinin kolunu tutmuş, ‘ Bak, bu benim...’ derken iğde ağacının yerinde olmadığını görmüştü. Mustafa Kemal şaşkınlıklar içinde arabadan atladı ve orada çalışan işçilere sordu: ‘ N'oldu buradaki iğde ağacı? ‘ Yolu genişletmek için kesmişler iğdeyi, meğer. Mustafa Kemal acıyla döndü arabasına ve ellerini yüzüne kapayıp ağladı.." 1)
Atatürk’ü Kendisine Bağlayan Çınar Ağacı
Atatürk’ün baştan yaratmak için üzerine düştüğü bir yer Ankara ise, bir diğeri de Yalova’dır. Hatta Yalova için, “benim memleketim” dediği söylenir.
Yalova’ya 27 kez gelmiş ve toplam 313 gün, 270 gece kalmıştır.Yalova dışında hiçbir yere bu kadar sık gitmemiş ve hiçbir yerde iki çiftlik ve üç ev sahibi olmamıştır.
İlgilendiği her konu gibi,Yalova’nın özel bir yer olarak geliştirilmesi fikrine de büyük bir kararlılıkla sarılmıştır.
Atatürk, Yalova’ya 19 Ağustos 1929 günü gelir ve önce Termal’i sonra da Baltacı Çiftliği’ni gezer. Ertesi gün de Millet Çiftliği’ni gider. Oradan tekrar Termal’e ve ardından da Koru’ya bir gezinti yaptıktan sonra İstanbul’a döner.
21 Ağustos 1929 günü ise Yalova üzerinden Bursa’ya gidecektir. Ertuğrul Yatı ile Millet Çiftliği (günümüzde Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü) açıklarından geçerken, sahildeki bir çınar dikkatini çeker. Yatı durdurtan Atatürk, yatın teknesiyle karaya çıkar. Çınar ağacının muhteşem görüntüsüne hayran kalmıştır. Yanındakilere, bu ağacın civarına küçük bir köşk yapılması talimatını verir.
A. İnan, Atatürk’le ilgili anılarını anlatırken,Yalova’dan şöyle söz eder; “Yalova’nın seçilişi, bir çınar ağacının çekici görüntüsü ile olmuştur”. 2)
Yapımına hemen başlanan köşk, 22 gün’de, 12 Eylül 1929’da tamamlanır.
Atatürk’ün Yalova’ya İlgi ve Katkısı
Atatürk; bakımsız kalmış, insanı sıtma hastalığından çaresizliğe düşmüş Yalova'nın kalkınmış, yaşanabilir ve çağdaş bir yer olması için büyük çaba göstermiştir.
Yalova’yı keşfinden hemen sonra (5 gün içerisinde), yaklaşık 400 sanatkârı (demirci, elektrikçi, marangoz, duvarcı,vb.,) getirtir ve şehrin ihyası için seferber eder.
Termal’i ve kaplıca olanaklarını çok beğenmiştir. Bozulmadan gelişmesini, dünyaca tanınmış bir sağlık merkezi olmasını ister. 1938’de açılacak ve bahçesi bile bir harika olan Termal Otel’in yapımını bu nedenle öngörür. Ama ilk iş olarak,Termal Kurşunlu Banyonun onarımını yaptırır. Kısa sürede orman yolları açılır, kaplıcalara yeni sıcak ve soğuk su boruları döşenir, ek su depoları yapılır, suların yararlı olabileceği hastalıkların araştırılmasına girişilir. Yalova - Termal yolu düzeltilir, Samanlı ve Yalova dereleri temizlettirilir.
Bir kalemde sayılan bu işlerin sıradan sanılması büyük hata olur. Örneğin, Atatürk’ün getirtip diktirdiği çınarlarla (sonradan “ Çınarlı Hıyaban 3) “ adını alacak olan Yalova-Termal yolu, TEMA Başkanı Hayrettin Karaca’nın ifadesine göre 9 km.lik uzunluğu ile dünyanın en uzun çınarlı yoludur. 4)
Sıtma ile mücadeleye girişilir ve yine Atatürk’ün direktifiyle ilk imar planı yapılır.
Yalova nahiyelikten kaza statüsüne kavuşur. Daha sonra bütçe imkanları çok daha iyi olan İstanbul’a bağlanır ve İstanbul ile her gün karşılıklı vapur seferleri başlatılır.
Atatürk, (günümüzde Yalova Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsü olan) Millet Çiftliği’ni gezdiğinde yörenin tek geçim kaynağı olan zeytinciliğin geliştirilmesi ve çiftlik yakınında bulunan verimden düşmüş 4.000 ağacın gençleştirilerek örnek bir zeytinlik durumuna getirilmesi talimatını vermiştir. Tüm Türkiye’ye ışık tutacak şekilde;bir “Zeytincilik İstasyonu” kurulması, eğitim için yurt dışına eleman gönderilmesi, İtalya’dan çoğunluğu salamuralık 6000 fidan getirilip Türkiye’nin ilk yabancı zeytin çeşitleri koleksiyon bahçesinin oluşturulması, “Zeytinciliğin Islahı” konusunda 3573 Sayılı Yasa’nın çıkartılması, yöredeki zeytin ağacı sayısının da yüzmilyona ulaşması, hep bu talimatın sonuçlarıdır.
Atatürk’ün Yalova’daki Çiftlikleri
Atatürk,1929’da ihaleyle ve kendi parasıyla Yalova'nın doğusunda Millet Çiftliği'ni, batısında da Baltacı Çiftliği'ni satın alır. (Eğitici ve örnek işletmeler olmasıyla bizzat ilgilendiği toplam 11 bin dekarlık bu iki çiftliği 1937’de devlete hediye etmiştir) 5). Baltacı Çiftliği,yakın zamana kadar TİGEM’in denetimindeydi. 6) Tayyip, 2005’te, TİGEM’in tasfiyesi konusunda YPK kararı çıkartmış ve Atatürk’ün mirası olan bu çiftliğe ait 2980 dekarlık alanın yatırım amacıyla Araplara tahsisi gündeme gelmiştir.
Konumuz olan “Yürüyen Köşk”ün bulunduğu yer ise,daha sonra ‘Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’ adını almış olan Millet Çiftliği’dir.
Atatürk’ün Bir Çınar Dalı Uğruna Taşıttığı Köşk
Atatürk’ün Millet Çiftliği’ndeki bir çınar ağacını çok sevdiği ve bu çınarın yanında bir köşk yapıldığı, ilk sayfanın sonunda anlatılmıştı.
İşte, Millet Çiftliği 7) içerisindeki bu köşk; iki katlı, dörtgen planlı, ahşap, karkas bir yapıdır. Deniz tarafında, onbir sütun ile çevrili mermer tabanlı açık bir alana ve otuz metre uzunluğunda ahşap bir iskeleye sahiptir. Giriş katında küçük bir çay ocağı ve vasat büyüklükte bir oturma odası olan köşkü cazip hale getiren, oturma odasından geçilen ve üç cepheden kristal camlarla kaplı, dolayısıyla yaz-kış doğayla iç içelik hissi veren toplantı salonudur. Atatürk’ün çok sevdiği gramofonu da buradadır.
Ahşap bir merdivenle çıkılan ikinci katta ise dinlenme odası ile küçük bir yatak odası, tuvalet ve banyo bulunur. Binanın ahşaptan yapılmış olması dolayısıyla Atatürk'ün buraya mutfak yapılmasını istemediği biliniyor.
Köşkün yer değiştirmesine sebep olan, görenleri büyüleyen yaşlı çınar ağacı, köşkün hemen batısındadır.
Atatürk, 1930 yılında bir gün köşke gittiğinde; orada çalışanlar, yandaki çınar ağacının dalının köşkün çatısına vurduğunu, çatı ve duvara zarar verdiğini söyleyerek, çınarın köşke doğru uzanan dalını kesmek için izin isterler.
Atatürk ise, çınar dalının kesilmesi yerine, binanın biraz ileriye alınmasını öngörür.
Köşkün Raylar Üzerinde Kaydırılışı
Görevi, İstanbul Belediyesi’nin Fen işleri Yollar, Köprüler Şubesi üstlenmiştir. Başmühendis Ali Galip (Alnar) Bey 8), teknik elemanlarıyla gelip çalışmaya başlar.
(Aşağıda fotoğraflarda da görüleceği üzere) önce bina çevresi kazılarak temel seviyesine inilir. İstanbul’dan getirilen tramvay rayları temele yerleştirilir. Santim santim yapılan çalışmalar sonunda bina, temelin altına sokulan raylar üzerine oturtulur.
8 Ağustos 1930 Cuma günü öğleden sonra saat 15:00 civarında, yürütme çalışması başlar. Bu çalışmayı Atatürk, kız kardeşi Makbule (Atadan), Affet (İnan), Yunus Nadi (Abalıoğlu), Muhafız K. İsmail Hakkı (Tekçe), Yaver Bnb. Nasuhi Bey ve İstanbul’dan gelen mühendisler ile gazeteciler izler.
Köşkün yürütülme işlemi iki aşamada yapılmıştır. 8 Ağustos günü, öncelikle teras (toplantı salonu olarak kullanılan, üç yanı camlarla kaplı) bölümünün, sonraki iki gün içerisinde de ana binanın raylar üzerinde yürütülmesi işlemi tamamlanır ve bina 4,80 metre doğuya kaydırılmış olur.
Köşk'ün kaydırılması olayı 10 Ağustos 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde şu şekilde yer alır;
"Gazi Hazretlerinin Köşkü nakledildi.
Gazi Hazretlerinin Yalova'daki köşkünün yürütülme ameliyesi dün muvaffakiyetle icra ve ikmal edilmiştir. Kendileri de bu ameliyeye bizzat nezaret etmişlerdir."
Bu haberi okuyanlar ülkenin içinde yaşadığı onca önemli meseleler arasında, bu olayın o tarihte ne ifade ettiğine belki bir anlam veremediler. Belki de, bir çınar ağacının dalının kesilmemesi için bir köşkün kaydırılmasını hayretle karşıladılar.
Çünkü, o devirde ne ozon delinmesi vardı, ne global kirlilik, ne asit yağmurları, ne orman katliamı, vs... Çevrenin korunması konusu, dünyada hiçbir ülkenin, hiçbir devlet başkanının gündeminde yoktu. Ama Atatürk, dünya ülkelerinin ancak 70'li yıllardan sonra anlayıp düşünmeye başladığı çevre anlayışını 30'lu yıllarda benimsiyor, "Çevreyi korumak
aklın gereğidir" özdeyişi ile yalnızca Türk insanına değil, tüm dünya ülkelerine çok önemli bir mesaj veriyordu.
Dal kesilecek olsa, kimsenin duyup tepki göstereceği yoktu. Duyup da tepki gösterecek bir kişi olsa bile, dünyanın en uzun “ çınarlı hıyaban “ını oluşturmak için Yalova’ya bizzat 1011 çınar diktirmiş olan Atatürk’e bu tek çınar dalını fazlasıyla helâl ederdi. Öte yandan, eğer çınarın dalına kıyılamıyorsa, öyle küçük bir binayı yıkıp yerine yenisini yapmak bile daha kolaydı. Gerçekten burada önemli olan, köşkün yürütülmesi değil, verilmek istenen mesajdır. Atatürk, Yalova’daki bir çınar dalını bahane ederek, doğanın korunması konusunda, tüm kamuoyuna bir mesaj vermek istemiştir.
Bu mesaj, Atatürk’ün mirası olan çiftlikleri bile bizzat talan etmekle yetinmeyip ona buna peşkeş çekenleri görmeye devam ettiğimiz bugünlerde iyi kavrayıp sahiplenmemiz gereken bir mesajdır.
1)http://www.kultur.gov.tr/portal/yazdir_tr.asp?belgeno=37595 2)http://www.yalovamiz.com/index.cfm?act=author&id=1422 3) İki tarafı ağaçlı yol. 4)http://www.sabah.com.tr/2005/02/27/gnd101.html 5) Atatürk, Yalova’dakiler de dahil, çiftliklerini 11 Haziran 1937’de Hazine’ye devrederken, buraların nasıl kullanılmasını istediğine ilişkin bir de yazı bırakıyor. Atatürk’ün vasiyeti şöyle:
“Çiftliklerin, yerine göre araziyi ıslah ve tanzim etmek, muhitlerini güzelleştirmek, halka gezecek, eğlenecek ve dinlenecek sıhhi yerler, hilesiz ve nefis gıda maddeleri temin eylemek, bazı yerlerde ihtikârla (vurgunculuk) fiilî ve muvaffakiyetli mücadelede bulunmak gibi hizmetleri de zikre şayandır (anmaya değerdir). Bünyelerinin metanetini (sağlamlığını) ve muvaffakiyetlerinin temelini teşkil eden geniş çalışma ve ticari esaslar dahilinde idare edildikleri, ve memleketin diğer mıntakalarında da, mümasilleri (benzerleri) tesis edildiği taktirde, tecrübelerini müspet iş sahasından alan bu müesseselerin ziraat usullerini düzeltme, istihsalatını (elde ettiklerini) arttırma ve köyleri kalkındırma yolunda devletçe alınan ve alınacak olan tedbirlerin hüsnü intihap (iyi seçimi) ve inkişafına (gelişmesine) çok müsait birer amil (sebep) ve mesnet (dayanak) olacaklarına kani bulunuyorum, ve bu kanaatle, tasarrufum altındaki bu çiftlikleri bütün tesisat, hayvanat ve demirbaşlar ile beraber hazineye hediye ediyorum.” 6) TİGEM’in bu arazisinde; tarla ziraatinde yem bitkileri, bahçe ziraatinde ise elma, zeytin yetiştiriciliği, seracılık ve çiçekçilik yanında badem, zeytin, kivi ve diğer meyva fidancılığı yapılmaktaydı. 2005 rakamlarına göre 253 dekarlık arazide kivi, 200 dekarda elma yetiştiriliyor, damızlık meyve bahçelerinde fidan üretimi yapılıyordu. Araştırma Enstitüsü’nün katkısıyla böğürtlen, ahududu gibi alternatif ürünlerden 1500-2000 adet fidan elde edilirken, 68-70 bin badem çöğürü, 20 bin kivi fidanı ve 5 bin zeytin fidanı da işletmenin ürünleri arasında yer alıyordu. Damızlık hayvan üretimi de gerçekleştirilen işletmenin sığır varlığı ise 150 adetti. 7) Meyve, sebze, çiçek ve bağcılık konusunda temel ve uygulamalı araştırmalar yaparak, bu ürünlerde uygun üretim tekniklerini ve girdi kullanımını saptayan kurum, yüksek verimli, kaliteli, hastalık ve zararlılara dayanıklı, tüketici isteklerine uygun tür ve çeşitleri geliştiriyor. Yalova özelinde kalmayıp ülke geneline yönelik çalışmalar yapan ve uluslararası düzlemde ikili ilişkilerle birçok proje yürüten Araştırma Enstitüsü, her yıl düzenli olarak ziraat mühendisleri, ziraat teknisyenleri, ev ekonomistleri ve üreticilere yönelik kurs, seminer, konferans gibi eğitim programları düzenliyor. Halka açık yeni iş kurma ve beceri artırma kurslarının yanı sıra Ziraat Fakülteleri ve Meslek Yüksek Okulları öğrencilerine yönelik staj programları ile uluslararası eğitim organizasyonları gerçekleştiriliyor.
Enstitüde, Islah ve Genetik, Yetiştirme Tekniği, Hastalık ve Zararlılar, Hasat Sonrası Fizyolojisi, Gıda Teknolojisi,Program ve Proje Değerlendirme bölümleri yer alıyor.Enstitü,3500 m2 idari bina ve bölümler, 2000 m2 toplantı salonları ve sosyal tesisler, 4000 m2 üretim tesisleri ve depolar, 9000 m2 cam ve plastik sera olmak üzere 18500 m2 kapalı alan, 410 da. meyve, 190 da. sebze, 160 da. bağ-kivi, 20 da. süs bitkileri anaç, çeşit, gen muhafaza ve araştırma tesisleri, 220 da. yeşil alan ile yaklaşık her yıl 120 da. münavebe parselleri olmak üzere toplam 1200 da. alana sahip bulunuyor. 8) Ünlü bestecimiz Ferit Alnar’ın kardeşi.
İstanbul’un tarihsel kimliğini
oluşturan eserlerin başında gelen İstanbul Kara Surları üzerine,
31 Ekim 2005 – 02 Kasım 2005 tarihleri arasında gerçekleştirilen
“İstanbul Theodosius II Surları: Restorasyonun Anlamı ve Uygulamalar”
başlıklı uluslararası toplantıda buluşan mimar, arkeolog ve koruma
uzmanları ortak bir bildiri yayınladı:
“Prof. Metin ve Zeynep Ahunbay’ın restorasyonunu yapmış olduğu
Yedikule-Sahilyolu arasındaki bölüm dışındaki bölümlerde yirmi
yıldır devam eden restorasyon çalışmaları sonucunda,
• Bu büyük ve kompleks anıtsal yapının bütünlüğünün derinden
bozulduğunu,
• Anıtın içerdiği anlam katmanlarının mimari okumasının ve
oluşturduğu estetik gerçekliğin algılanmasının olanaksız kılındığını,
• Anıtın geçirdiği dönemlerin görünürlüğünün ve bu dönemlere
gönderme yapan özelliklerin yok edildiğini, bu nedenle yapılmış
çalışmaların Türkiye’nin de imzalamış olduğu Venedik Tüzüğü’ne
aykırı olduğunu,
• Kapsamlı ve uyumlu bir genel program doğrultusunda çalışılmamış
olduğu için, anıtın bütünlüğünün bozulduğunu ve gayri estetik
bir görünümün ortaya çıktığını,
• Ayrıca anıtı uzak ve yakın çevresiyle birlikte ele alan çalışmaların
yapılmamış olması dolayısıyla denetimsiz kalan çevrenin hızlı
bir biçimde bozulmuş olduğunu görüyoruz.
Geçen yirmi yıl süresince bu görkemli anıta yapılan ve geriye
dönüşü mümkün olmayan bu niteliksiz müdahalelerin, anıtın UNESCO
tarihi miras listesinden düşürülmesine neden olacağını hatırlatmak
isteriz.
Bu bağlamda oluşturulabilecek gerçek bir restorasyon şantiyesi,
• Osmanlı ve Bizans yapı teknikleri,
• Bin yıllık bir süre içinde, savunma ve taarruz tekniklerindeki
gelişmeler,
• Depremlere ilişkin patolojiler ve anti-sismik yapım teknikleri
üzerine bilgilerimizin derinleştirilerek yenilenmesine olanak sağlayacaktır.
Yukarıdaki gözlem ve saptamalar doğrultusunda, şimdiden sonra başlatılacak
restorasyon çalışmalarında, yerel yönetim ve yetkili kurumlar tarafından,
• İhale öncesinde, arkeolojik araştırma, rölöve, topografya
ve fotoğraf çalışmalarını kapsayan bir dosyanın hazırlanması,
tüm bu araştırmaların kamuya açık bir şekilde arşivlenmesi,
• Elde edilen veriler doğrultusunda, yine ihale öncesinde ayrıntılı
bir restorasyon projesinin hazırlatılması,
• Yapılan restorasyon çalışmalarının mutlaka yerinde konunun
uzmanları tarafından denetlenmesi sağlanmalıdır.
Sonuç olarak,
• Restorasyon yöntem ve tercihlerini onaylayacak uluslararası bir
etik komitenin oluşturulması,
• Açılacak ihalelerde daha fazla katılım ve şeffaflık sağlanması,
seçimin en az teklifi verene göre değil, firmanın olumlu deneyimleri
ve çalışma ekibinin niteliği dikkate alınarak yapılması,
• Surlara yapılacak müdahalelerde restitüsyondan önce sadece konsolidasyonla
yetinilmesi, restitüsyonlar gerekli olduğunda karışıklığı ve
yanlış okumaları önlemek amacıyla çağdaş malzemelerin kullanılması,
• Surların farklı elemanları arasındaki stratigrafik ilişkileri
kurmak amacıyla, ön hendekten sur arkasına kadar uzanan ve savunma
sistemi derinliğinde devam eden bir arkeolojik araştırmanın gerçekleştirilmesi,
• Surların yakın çevresindeki otoyollarda geçitler oluşturulması,
surun her iki tarafındaki yaya hareketlerinin kolaylaştırılması,
• Bazı kulelerin küçük zanaatkarlar tarafından kullanılması
ya da hendeklerdeki tarımsal faaliyetler gibi sur çevresindeki yaşamı
belirleyen etkinliklerin dikkate alınması; bugün bir engel gibi görünen
bu özelliklerin birleştirici bir nitelik olarak görülmesi ve böylece
surların yakın çevresinde oturanlar tarafından benimsenmesinin ve
sahiplenilmesinin sağlanması,
• Surların tarihini ve biçimlenmesini, restorasyonda kullanılan
teknikleri çeşitli bildirişim elemanlarıyla aktaran tematik bir
iletişim parkurunun ve bir bilgilendirme merkezinin yaratılması,
böylece gerçek bir eğitim ortamının oluşturulması doğru olacaktır.
Katılımcılar
Zeynep Ahunbay (İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Nur Akın (İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Füsun Alioğlu (Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Berrin Alper (Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Mehmet Alper (Restoratör Mimar)
Pınar Arabacıoğlu (Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Elemanı)
Görün Arun (Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Işık Aydemır (Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Damien Bischoff (Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Araştırmacısı)
Stéphane Demeter (Brüksel Belediyesi Koruma Uzmanı)
Ebru Erdönmez (Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Elemanı)
Nicolas Faucherre (Nantes Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Korhan Gümüş (İnsan Yerleşimleri Derneği)
Aykut Köksal (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Öğretim Görevlisi)
Gianni Perbellını (Verona Üniversitesi Öğretim Üyesi, Europa Nostra
Bilimsel Kurul Başkanı)
Jean-François Perouse (Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü
Md. Yrd.)
Marie Poix-Tetu (Lyon 2 Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Etienne Poncelet (Fransa Tarihi Anıtlar Genel Müfettişi)
Nadide Seçkin (Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Orhan Silier (Tarih Vakfı)”.